Advert
YENİ KIBLE ARAYIŞLARI
Nevzat ÜLGER

YENİ KIBLE ARAYIŞLARI

Bu içerik 1841 kez okundu.

İslam düşünce tarihinde İmam Gazali’nin önemli bir yeri vardır. Gazali’ye göre filozoflar üç kısma ayrılır: Materyalistler, deistler ve teistler.

          Materyalist; yalnız gözün gördüğüne inanan kimseye denir. Onlara göre evreni Tanrı değil, zorunlu ve değişmez yasalar idare eder. (Determinizm) İngiliz Thomas Hobbes tanınmış bir materyalisttir. Bu ekolün ekonomideki temsilcileri ise Karl Marks ve Frederich Engels’tir. Darwin ve Freud bu akımın destekçi mensuplarıdır. 20.yy’da bu akımın İslam dünyasında da görülebilir etkileri olmuştur. Zındıklar, mülhitler ve dehriler denilince materyalistler akla gelir. Yüz yıl önce Abdullah Cevdet’lerle başlayan bizdeki yansımaları, özellikle 68 kuşağı denilen kitle arasında moda akım gibi yayılmıştı. Gerçi 68 kuşağı denilen akım mensuplarının büyük bir kısmının düşünce derinliği yoktu ama olanları da kültürel varlığımızda kendilerine bir yer edinebildiler.

Deist; Tanrının varlığını kabul eden fakat dinlerin varlığını kabul etmeyen kimse. Deistlere göre; Tanrı evreni yaratmış, ona belli bir düzen vermiş, bundan sonra evren bu düzen içinde varlığını sürdürmektedir. Yani Tanrının varlığına ve yaratıcılığına inanır ama onun irade sıfatına ve evrene devamlı müdahale ettiğine inanmaz. Biraz naturalistlere benzerler. Buna “Tabii Din” adını vermektedirler. Volter ve J.J. Rousseau bu görüştedirler. Bizde buna örnek olabilecek mebzul miktarda insan gösterilebilir.

Teist; Tanrının varlığını kabul eden fakat dinlerle ilgisi bulunmayan kimsedir. Teizm ilmin azılı düşmanıdır. Çokça örnekleri vardır. Ülkemizde 150 yıldır bu tipler cirit atmaktadırlar. Bir kısmının attığı ciritler de maalesef epeyce zararlı olmuştur.

İbni Sina birçok bakımdan benzeri az olan bir isimdir. Gazali ve Razi’ye rağmen bir düşünce ekolü oluşturabilmiş üstün bir yetenektir. Onun “Varlık Teorisi, Ruh-Beden münasebeti, Bilgi Teorisi, Nübüvvet Teorisi ile Allah ve Alem” anlayışı günümüzde de ilgi odağı olabilmektedir. Aynen böyle; Farabi de toplum ve devlete ilişkin söyledikleri ile hala bir ilgi merkezi olmayı başarabilmiş üstün zekalı insandır. Sonuç itibariyle kendisinden bin yıl sonra dahi yazdıkları ve düşündükleri konuşulan insanlardan sıradan insan diye bahsetmek aymazlıktan da öte bir şeydir doğrusu.

Kapalı devre olmak sevdasındaki Batı referanslı Müslümanlar, devamlı olarak toplumun aykırı (hadi farklı diyelim) noktalarını gündeme taşıyarak, düşünce farklılıklarına rağmen “Ortak Zeminleri”ni (ortak paydalarını) kaybettirme gayretindedirler. Böyle bir durum da sanki İslam düşünürleri arasında bir ortak zemin yokmuş algısı meydana getirmektedir. Halbuki Gazali yukarda örneğini verdiğimiz Farabi ve İbni Sina’nın yirmi dört görüşünden sadece dört görüşünü reddediyordu. Diğer yirmi görüşe ise itiraz etmiyordu. Fakat topluma sunulan tablo; Gazali sanki Farabi, Sina ve benzeri insanları hiç kabul etmiyormuş algısı üzerine yapılıyor. Oysa Gazali Kur’an’i inanç esaslarına (akideye) ters düşen fikirleri reddediyordu. Konu üzerinde yeterince inceleme yapmamış bir kitle, Batıcı söylemleri esas alarak yanlış bir değerlendirme içinde olmayı adeta bir ilericilik olarak nitelendirmektedir. Kimi araştırmacılara göre Gazali, İslam dünyasındaki fikri durgunluğun en büyük amili ve Aristotelesci akımın İslam dünyasındaki izdüşümü olan Meşşailiğin, belki bütün felsefe akımlarının çökmesine saik olarak gösterilir. Tabi bu abartılı bir görüş olmakla birlikte, Gazali, felsefenin İslam dünyasında etkinlik kaybetmesinde önemli bir faktördür. Ancak Aristoteles felsefesinin temel kavramlarının Rönesans hareketinden sonra etkinliğini kaybettiğini önemli bir not olarak akılda tutmak gerekir.

Herhangi bir insan eğer kendi medeniyet kodları üzerinden düşünmeyi değil de Batılı değerler üzerinden düşünmeyi seçmişse, İslam alimlerine ve İslam ekollerine elbette karşı çıkacaktır. Çünkü o farkında olarak veya olmayarak kendisine yeni bir kıble seçmiştir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X