Advert
HÜKUMETTEN KAÇABİLDİLER (Mİ?)
Nevzat ÜLGER

HÜKUMETTEN KAÇABİLDİLER (Mİ?)

Bu içerik 1895 kez okundu.

          Siyaset, teoride başka şeyler söyle de uygulamada çıkar mücadelesinin bir aracı olmaktan öteye gidemiyor. Her türlü ideolojik ve etnik farklılık bu amaca yönelik olarak belki toplum katmanlarının bir kısmı da kullanılarak acımasızca yürütülüyor. Hatta siyasi ve etnik oluşumlarda bu çirkin oyuna ayak uydurmak istemeyenler ile ayak uyduramayanlar hemen tasfiye yoluna gidiliyor. Bu çıkar mücadelesinde kişi ve guruplar kendilerine kayıt dışı zemin oluşturmada veya yaptıklarının anayasal zemine uygun olduğunu anlatmakta hiç de zorlanmıyorlar.

         İçinde bulunduğuz coğrafya dün de önemli bir bölgeydi bu gün de. Dolayısı ile de çıkar çatışmalarının en yoğun olduğu bir bölge olma özelliğini devamlı görebiliyoruz. Bölgenin geleceği üzerine küresel sermaye tarafından yapılan hesaplar hep Türkiye’yi ilgilendiriyor. Dolayısı ile de bölgedeki olayların dışında kalma şansı hiç yok.

         1989 yılına kadar AB ile ABD’nin ortak çıkarları oldukça fazlaydı. Türkiye’nin alacağı pozisyon da buna göre şekilleniyordu. Şimdi AB ile ABD arasındaki ekonomik çıkarlar azalıp, dengeler ABD lehine değişmiştir. Türkiye de buna göre pozisyon almakta ve dünya şartlarından mümkün olduğu kadar hem ticari olarak hem de siyasi olarak en yüksek faydayı temin etmeye çalışıyor. Şimdi birtakım problemlere rağmen bu ülke hala yabancı sermayenin ilgi odağı olmaya devam ediyor.

         On beş yıl önce bu ülkenin ekonomisini kilitleyen yüksek enflasyon, yatırımlarda kamu hakimiyeti, popülist ekonomi politikaları, yüksek reel faiz gibi konular artık yok. Bu gün bu ülke Avrupa’nın altıncı, dünyanın on altıncı büyük ekonomisi olarak düşman çatlatıyor.

         Bilindiği gibi çok yakın bir geçmişe kadar bütçe açıkları iç ve borçlanma kapatılıyordu. Son birkaç yıldır bu durum oldukça azaldı. Her ne kadar rantiye sınıfı bu durumdan, bazı dış güçlerin temsilcisi olan kimi insanlar da IMF ile ilişkilerin sonlandırılmasından rahatsız olsalar da, bu ülke artık gerçek tarihini ve misyonunu hatırlamıştır. Nasıl bir zamanlar siyasetin toplumsal değerlerle ilişkisi sınırlı olduy ise şimdi de toplumda karşılığı olmayan siyasi hareketlerin marjinalleşmekten başka çıkışları yoktur.

         Bu ülkenin en büyük problemlerinin başında dengesiz gelir dağılımı yatmaktadır.Kişi başına gelirin 10.400 dolar olması nüfusun % 62’si için çok fazla bir şey ifade etmiyor. Çünkü % 62’lik nüfus kesiminin kişi başına geliri 450 TL ile 1200 TL arasındadır. Zaten OECD’nin hayat standardı endeksine göre nüfusun % 21.5’inin geliri bu standartlara uyuyor. Pastanın büyümesi ayrı, bölüşümü ayrı şeylerdir. Ne yaparsınız ki Güler Sabancı da girişimci kabul ediliyor İşportacı Abdullah Efendi de. Elbette gelir dengesizliği dünyanın problemi ama biz öncelikle kapımızın önünü temizlemekle yükümlüyüz. Bu konu hiçbir kaçamak izahı kaldıramayacak kadar acil ve hassastır.

         Son on üç yılda istikrarlı bir büyüme açısından ihracata dayalı büyüme modeli ile bu ülkenin yıllık GSMH’sı 800 milyon doları aşarak, ekonomistlerin 13 yıl önce ön gördükleri 364 milyon dolarlık tahmini iki buçuk misline katlamıştır. Demek ki bizim akademyemiz toplumun bir hayli gerisinde. Çünkü aynı kadrolar bu ülkenin ihracat artışını da tahminde sınıfta kaldılar.

         On üç yıl önce iktidarda olanların hedefi sıkı bir devletçilik, düz mantıkla ekonomi yönetimi, nüfuzlu insanlara bankalar yoluyla para transferi yapıp onu da görev zararı göstererek bedelini fakir fukaraya ödetmekti. Olmuş olaylardan bahsediyorum. Bunlar afaki şeyler değil, olmuş olaylardır. Şimdi hükumetten niye kaçtıklarını da bu olaylarla anlasak mı acaba? Ama iki babayiğit çıktı ve oyunu bozdu.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X