Advert
2001 YILINDAN GÜNÜMÜZE AK PARTİ
Nevzat ÜLGER

2001 YILINDAN GÜNÜMÜZE AK PARTİ

Bu içerik 1950 kez okundu.

2001 yılının ilk yarısında Ankara/ Yıldız’daki bir binada, 14 Ağustos 2001 günü kurulacak AK Parti’nin kuruluş çalışmalarındaki hummalı çalışmalara bizzat şahit olmuştuk kısmen.

Bu binaya uğradığımızda Recep Tayyip Erdoğan çalışmalara katılmak için İstanbul’dan geliyordu. Onu hava alanından alıp getirip götürme işini de sonradan danışman olarak görev yapacak olan Mücahit Aslan yapıyordu.

      Bu binada o günlerde öne çıkan isimler şunlardı: Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdullatif Şener, Salih Kapusuz, Mehmet Ali Şahin, Akif Gülle ve Murat Mercan.

      1945-46 yıllarında Rusya’nın Türkiye’den toprak talebine karşı koyabilmek için bu ülke Batı blokunda yer almak istemişti. Batı da eğer bizimle olmak istiyorsan rejiminde değişiklik yaparak çok partili hayata geçmen gerekir diye uyarmışlardı. (Ayrıca başka şartları da var ama konumuzla direkt ilgili olan madde budur.) Türkiye de çok partili hayata geçmeye evet demiş ve birden fazla parti kurulmaya başlamıştı 1945-46’dan itibaren. Gerçi daha önce de partiler kurulmuştu ama onlar daha çok muvazaa partileri olarak kabul edilmektedir siyasi literatürde.

      1945-46 yılından sonra kurulan partiler içinde en İslamcı olarak kabul edilen parti Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafından kurulan partiler olmuşlardı. Onlarda sırasıyla Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, fazilet Partisi ve Saadet Partisi olmuştu. Aslında bu partiler aynı insanların oluşturduğu ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın yönettiği partilerdi ama Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararına karşı mecburen devamlı yeni bir isimle kurulma zorunluluğu oluşuyordu. Tabi MSP’nin 1980 darbesi ile kapatıldığını zikretmek gerekir. Bu partilerin en önemli işlevi; gençleri anarşi ve terörden uzak tutması, yeni nesli sağ ve sol ideolojilerden sakındırması ile insanlardaki İslam algısını güçlendirmiş olmasıdır.

      Bu partilerde çeşitli kademelerde görev almış olan yukarıda ismi geçen zevatın hepsi de İslami hassasiyetleri yüksek olan insanlardı. Bu insanlar, İslami hassasiyet adına yapılan davranış ve uygulamaların, insanların pratik ihtiyaçlarına cevap veremeyenlerinin toplumda fazla kabul görmediğine inanıyorlardı.

      Merhum Erbakan’ın etrafında kümelenmiş olan insanlar da homojenlik göstermiyordu. Bir gurup eski İslamcı iken, bir diğer gurup laik bir zihniyette, diğer bir gurup da İslamcı ancak olayları değerlendirmede yenilikçilerdi. Bu son gurup içerisindeki insanların hepsi de İslami hassasiyeti olan, ameli olan, vatan ve millet sevgisi olan ailelerin çocukları idiler, içlerinde aristokrat bir aileden gelen kimse yoktu.

      Son gurup, Fazilet Partisinin 2000 yılındaki kongresinde Recep Tayyip Erdoğan hapiste olduğu için Abdullah Gül başkanlığında Genel Başkanlığa ve idareye talip olmuş ve 122 oyla kaybetmişlerdi. (Bir bakıma 62 oyla.)

      Bunun üzerine 14 Ağustos 2001 günü Recep Tayyip Erdoğan’ın Genel Başkanlığında AK Parti adında bir parti oluşturuldu ve Fazilet Partisi’nden 54 milletvekili de bu oluşum içerisinde yer aldı.

      3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlerde AK Parti oyların % 34,7’sini, 550 milletvekilinin de 366’sını kazanarak Türkiye’nin en büyük partisi unvanını aldı. Bu seçimde insanları yıllarca yönetmiş olan DSP; MHP, DYP ve ANAP gibi partiler % 10 barajını aşamayarak parlamento dışında kalmışlardır. 1999 seçimlerinde parlamento dışında kalmış olan CHP ise bu seçimde % 19 oyla 160 milletvekili çıkartmıştır.

      AK Parti üç yıl boyunca görünürde ciddi bir krizle karşılaşmadı. Ancak bir özgürlük ve kişisel tercih meselesi olan türban konusunda yasakları kaldırmaya yönelik girişimleri başlayınca protestolarla karşılaştı. Adı ne olursa olsun, esasta inanca karşı olan kişi ve guruplarla her şeye karşı olmayı alışkanlık haline getirmiş guruplar CHP’nin organizasyonunda ülke çapında sözde Cumhuriyet Mitingleri altında, cumhura karşı protesto mitingleri başlattılar.

      Buna rağmen AK Parti ülkede kronik hale gelmiş olan ekonomik krizleri (enflasyon, yüksek faiz, paranın değer kaybı, ihracat, üretim vs.) sona erdirdi ve demokratik özgürlükleri genişletti. MGK’nun başına sivil birini getirdi. Hem Batı ile hem İslam ülkeleri ile hem de Türkî Cumhuriyetlerle ilişkileri geliştirdi. Türkiye bir bütün olarak her alanda ilerleme kaydetti.

      Gelir dağılımından en yüksek payı almaya, borçlarını devlete ödettirmeye ve sistemde esas söz sahibi olmaya alışmış kişi ve gurupların rahatsızlığı iyice su yüzüne çıkmaya başlamıştı artık. Ne demekti zamanın bütün dillerine, renklerine, seslerine ve kültürlerine kucak açmak? İşin garip tarafı şimdiye kadar sürekli sızlanan insanlar, hakları tanınan guruplar adeta hükumeti devirmek için truva atı olarak kullanılıyordu.

      (AK Parti’nin 2003 sonrasını da gelecek yazıda anlatalım inşaallah.)

                                                                            NEVZAT ÜLGER

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X