Advert
OKSİDENTALİZM DİYE BİR BAŞLANGIÇ
Nevzat ÜLGER

OKSİDENTALİZM DİYE BİR BAŞLANGIÇ

Bu içerik 2123 kez okundu.

Nasıl ki Oryantalizm, Batı'nın Doğu üzerine düşüncelerinden ve araştırmalarından meydana geliyorsa, Oksidentalizm de Doğu'nun Batı üzerine düşünceleri ve araştırmalarından meydana gelmektedir. Nasıl Batı'nın Doğu'yu inceleme hakkı varsa, Doğu'nun da Batı'yı inceleme hakkı vardır. Batı'nın Oryantalizm ile elde ettiği bilgiyi, Doğu üzerinde tahakküm kurma ve sömürü için kullandığını da göz önünde bulundurursak, Oksidentalizm de, zamanla bu tahakkümden kurtulma hareketi haline gelebilir.

Oksidentalizm öncelikle Doğu'nun kendisini tanımasıyla işe başlaması gerekir. Çünkü oryantalizmin arkasında yükselen bir Batı medeniyeti vardı. Oksidentalizm ise sırtını yaslayacak kendi medeniyetimize dair söyleyecek söz bulmalıdır. 18. yüzyıldan beri üretmeyi bırakmış bir medeniyet olduğumuz gerçeğini unutmadan, ancak 7-17. yüzyıllarda hep bir numara olmuş, 21. yüzyılla birlikte yeniden bir diriliş hareketi içine girmiş olduğumuz gerçeğini unutmamalıyız. Yani iş ciddi çalışmalar yapmayı gerektirmektedir. Geçmişi bilgi edinebileceğimiz, motive olabileceğimiz bir oda gibi düşünmemiz gerekmekir. Ama geçmişi hiçbir zaman evimiz gibi de görmemeliyiz. Çünkü o odaya yaşamak için değil, sadece bilgi ve belge almak için uğrayacağız. İşin ilginç yanı o odayı da yeterince tanımıyoruz. Demem o ki kendi medeniyetimizi iyi tanıyamadığımız için sürekli başka bir medeniyetin kodları ile düşünüyoruz ve yaşıyoruz. Batılı bir oryantalist geliyor, odada eşyaların yerlerini değiştiriyor, bazılarını alıp götürüyor, bazılarının yerlerine başka eşyalar koyuyor, sonra o odaya dair bir şeyler yazıyor ve sürekli içinde yaşadığımız odanın nasıl bir şey olduğunu o davetsiz misafirin kaleminden öğreniyoruz.

“Sonra içimizden birileri davetsiz misafirin söylemine bir karşı söylemle cevap veriyor "hayır biz böyle değiliz" diyor, bazılarımız da "bak biz böyleymişiz" diyerek yazılanları kabul ediyor. Neticede kendimizi tanımıyoruz, kendimizi tanımadığımız için de üretemiyoruz. Üretemedikçe de üretenlere bağımlı kalıyoruz. Doğu toplumları iki paradigmayı aynı anda yaşamaya çalışıyor; (teoride) kendi kültürleri, medeniyetleri, tarihleriyle, (pratikte) ise tüm dünyaya yayılmış olan Batı medeniyetinin maddi ve manevi ürünleriyle yaşıyorlar. Bir arada kalmışlık durumundayız, ne geçmişimizi inkar edebiliyor ve ondan kopabiliyoruz ne de Batı'ya tamamen ilhak olabiliyoruz. Bu araf durumundan kurtulabilmek için öncelikle kendimizi tanımalı, sonra kendimizi tanımanın ve bir medeniyete yaslanabilmenin verdiği güvenle Batı'yı araştırmalı, bu ikisinden elde ettiğimiz bilgiyle de yeniden üretmeliyiz.”

Batı'nın oryantalizm eliyle yaptığı şey de bir yerde budur. Doğu'dan elde ettiği bilgiyi kendi bilgisiyle sentezliyor ve söylemesi gerektiği gibi yeniden üretiyor. Buradaki sentez, ikisinin ortası bir şey elde etmek için yapılmamaktadır. Batı, kendisine yarayanları üretmektedir..  

Oksidentalizmin amacı ise kendimizi tanıyalım, eylemlerimizin farkında olalım ve yeniden üretelim anlamına gelmelidir. Kültürel ve zihinsel işgalden kurtulmanın yolu Batı'yı reddederken boyutlarını, içeriğini, dayanaklarını ve uygulamalarını bildiğimiz sığınacak bir limanımızın, iyice bildiğimiz bir medeniyetimizin olması gerekir. Bundan dolayı üniversitelerimizde muhakkak bir “Medeniyet Araştırmaları Merkezi” kurulmalıdır. Ama bu merkezler muhakkak belli bir maksada matuf olmalıdır. Aksi halde Batı’nın bu güne kadar yaptığı aldatmacayla karşı karşıya kalmak kaçınılmazdır. Çünkü Batı, büyük bir aldatmaca ile bize hep bilimin tarafsız olduğunu söylemiştir. Tarih anlayışının lineer/doğru tarih anlayışı olduğunu, özellikle 7.-16. yüzyılların ilkel olduğu tezini işlemiştir. Maksat İslam medeniyetinin, Batı’ya rağmen, altın çağını gizlemekti.  

Oksidentalizm elbette medeniyetler üzerine bina edilecektir. Zaten Oksidentalizm, medeniyet(ler)i tahakkümden kurtarmak için faaliyet gösterecektir. Bir medeniyete sınır çizmek oldukça zordur. Hatta medeniyetler bulaşıcıdır. Kalitenin pasaporta ihtiyacı yoktur. Ancak Batı medeniyeti denilince, akıllara hemen beraberinde kapitalizmi ve alafranga bir modayı düşündürdüğünü kabul edip, bizim hedefimizin “İnsan Merkezli Kalkınma Modeli” olduğu unutulmamalıdır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X