Advert
“HAK DİNİ KUR’AN DİLİ” TEFSİRİNDE TÜRKÇE ŞİİRLER
Nevzat ÜLGER

“HAK DİNİ KUR’AN DİLİ” TEFSİRİNDE TÜRKÇE ŞİİRLER

Bu içerik 2156 kez okundu.

Bilindiği üzere 29 Ekim 1923 tarihinden sonra medreseler lağvedilmiş, okullarda da Arapça öğretimine son verilmişti. Her geçen gün de Kur’an’ı okuyup anlayabilecek insanların sayısı hızla azalıyordu. Öyle ise Kur’an’ı ve İslam dinini bu millete anlatmak için, Kur’an’ın mealinin ve tefsirinin yapılmasına ihtiyaç vardı. İşte bu ihtiyacı karşılamak için dönemin Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi ile yardımcısı Ahmet Hamdi Aksekili uzun uğraşlardan sonra tercüme işini Mehmet Akif Ersoy’a, tefsir işini de Elmalılı M. Hamdi Yazır’a (Küçük Hamdi) verdiler. Mehmet Akif Ersoy zaman içinde çeşitli dini gailelerden dolayı gittiği Mısır’da tercüme işinden vazgeçti. Neden vazgeçtiği ile ilgili bu süreç uzun ve ayrı bir konudur, ancak Akif’in yaptığı tercümenin bir kısmı 2014 yılında yine DİB’nca bastırılmış ve satışa sunulmuştu. Halen piyasada mevcudu bulunmaktadır. Elmalılı M.Hamdi Yazır’ın hazırladığı Kur’an tefsiri ise 1936 yılında DİB’nca ilk olarak 10.000 adet olarak bastırılmaya başlanmıştır. Eser bu güne kadar birkaç defa bastırılmış olup, konunun erbabı bu tefsirin önemine vurgular yapmışlardır.

Ben bu tefsirde geçen gerek M.Hamdi Yazır’ın kendi yazdığı, gerekse çeşitli şairlere ait olan Türkçe şiirlerini çıkardım Hangi şiiri hangi ciltte, hangi sahifede ve hangi ayetin tefsirinde verdiğini belirttim. Üzerinde çalıştığım “Hak Dini Kur’an Dili” “Eser Kitabevi” (Eser Neşriyat) tarafından 1971 yılında basıma başlanmış ve 1982 yılında 10. cildi tamamlanmıştır.

Eserin ikinci cildinin başında, yine yazara ait olan Fransızcadan tercüme ettiği “Metalip ve Mezahip” adlı umumi felsefe kitabının da başına koyduğu, günümüzde kandil gecelerinde aşağı yukarı bütün hoca efendiler tarafından okunan, M.Hamdi Yazır’ın özel dini ve felsefik görüşlerini de içeren nefis bir dibacesi (başlangıç yazısı) vardır.

Allame M.Hamdi Yazır birinci ciltte yazdığı mukaddimede (önsöz) çok güzel cümleleri adeta bir şiir gibi art arda dizer. Bu ifade tarzı onun tercüme işinde aslında çok başarılı olacağına işaret etmekle birlikte, tefsiri hazırlarken o da olumsuz kanaatlere sahip olmalı ki tercüme işinde sadece motamot çeviri yapmıştır. Şu ifadelerdeki insicama bir bakar mısınız? “Allahı bilmeyen dünyaya sarılır, dünyayı bilmeyen hülyaya sarılır, hülyaya sarılan hakikate darılır. Yiğidi görmeyen ismine bayılır. Dilberi görmeyen resmine bayılır. Önünü görmeyen sonunda ayılır. Kanunu tanımayan kanunda ayılır. Kitabı tanımayan hesapta uyanır. Kur’an’ı anlamayan da tercümesine dolanır.” Yine bu önsözde şiirin aynı letafette tercüme (çeviri) yapılamayacağına örnek olarak “Geh gözde geh gönülde hadengin mekan tutar/ Her kanda olsa kanlıyı elbette kan tutar” beyitini örnek verir. Yine önsöz içinde Bağdatlı Ruhi’nin “Sanma ey hace ki senden zer-ü sim isterler/ Yevme layenfe’u da kalbi selim isterler” dizelerini Türkçeden başka dilde bulamayacağını anlatır. Kendisi de şair olan müfessirin “BİZ” ismli şiirinin ilk dört mısrası şöyledir: “Hake düşmüş katreyiz deryaya girmiş çıkmışız,/ Gah serraye, gahi derraye girmiş çıkmışız./ Pür gubar olsak da pakiz biz hanifi meşrebiz;/ Dameni kirletmeden dünyaya girmiş çıkmışız.”

Müfessirimiz tefsire başlarken önce “besmele”nin tefsiri ile başlar ve 1.c.sayfa/49’da; “bikri fikri kainatın çak çak oldu fakat/ perde-i ismette kaldı ma’nii kur’an henüz” dizeleriyle işe başlar. Yani dünyanın sırlarının birçoğu anlaşıldı ama Kur’an’ın sırları her gün yeniden anlaşılmaya çalışılıyor ve O, hala bekaretini koruyor diyor.

(Bundan sonrası ayetler ve o ayetlere düşen şiirlerle devam edecek.)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X