Advert
ÜMMETİN SALAHI ÜSRENİN SALAHIYLA OLUR
Halit POLAT

ÜMMETİN SALAHI ÜSRENİN SALAHIYLA OLUR

Bu içerik 296 kez okundu.

Bir toplumun salih olması, iyi olması, güzel olması, ahlaklı olması; ailelerin salih, dindar, sahih bir akide ve inanç sahibi olmalarıyla olabilir. Kur’an’da da beyan edildiği gibi insanın, her şeyden önce kendinden, sonra ailesinden ve sonra da akrabalarından mes’uldur. Bu mesuliyet dünya ve dünya hayatıyla ilgili değildir. Dini yaşam, dini emirler ve insanın ahiretteki akıbeti ile ilgilidir. Şöyle ki; her nefis yapmış olduğu iyilik ve kötülüğün karşılığını görecektir. Bu karşılık ya yüce olan cennet ya da yakıcı olan ateş olacaktır. Bu konuyla ilgili olarak Tahrim suresinin 6. ayetinde Rabbimiz Müminlere şöyle seslenir: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz. O ateşin üzerinde Allah’ın emirlerine bağlı, sert ve katı olan, hiçbir zaman Allah’ın emirlerine isyan etmeyen ve emredildikleri şeyleri yerine getiren melekler vardır.”

Yine Münafikun suresinin 9. ayetinde Rabbimiz Müminlere şöyle seslenmektedir: “Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ın zikrinden (kitabından, emirlerinden, helalinden, haramından, Resulunun sünneti doğrultusunda yaşamaktan) alıkoymasın. Kimin malı, evladı onu Allah’ın emirlerinden uzaklaştırıyorsa şüphesiz onlar zarara uğrayanlar ve helak olanlardır.”

Yine Rabbimiz Teğabun suresinin 14, 15 ve 16. ayetlerinde Müminlere şöyle seslenmeketdir: “Ey iman edenler! Hanımlarınızdan ve çocuklarınızdan bazıları sizin için düşmandır. Onları size karşı düşmanlık yapmaktan koruyun ve onlarda ahlaksızlığa, düşmanlığa saptıracak bir fiil gördüğünüzde onları affederseniz, o yaptıklarından yüz çevirirseniz ve onlar için af dilerseniz şüphesiz Allah ğafur ve rahimdir. Şüphesiz sizin mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir imtihandır. Allah katında büyük mükafat vardır. Gücünüz yettikçe Allah’tan korkun, işitin ve itaat edin…”

Bu ayeti kerimelerden Müminlerin kendilerini ve aile efratlarını cehennem azabından korumaları gerektiğini, evlat ve malın - insan için bir imtihandan ibaret olduğunu ve gücümüz yettikçe Allah’ın emrettiği şekilde hayatımıza yön vermemiz gerektiğini anlamaktayız.

Bilinmesi gerekir ki ateşten korunma yanmaz elbiselerle ve zırhlı giyisilerle, yanmayan kefenlerle olmaz. Dünyada ateşi söndürmek için kullanılan alet ve edevatlarla da olmaz. Ateşten korunma ancak iki şeyle olur: Bunlardan birincisi; sahih bir akide ve Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) getirdiğine aynen uyulmasıdır. İkincisi ise; salih amelin olması, yani yapmış olduğu amellerin Allah’ın şeriatına (şeriatı garre) muvafık olmasıdır. Bunun dışında insanoğlu kendisini vadesi verilmiş cehennem azabından kurtaramaz ve kıyamet gününde de o azaptan kaçıp sığınacak bir yer bulamaz. Ancak Rabbimizin affı ve mağfiretiyle mazhar olunacak ufak günahları işlemiş Müminler hariç.

Bu ayeti kerimelerin içeriğinden anlaşılmaktadır ki insanoğlu, kendisi ve ailesinin maslahatına olan dini vecibeleri yerine getirmeli, dünyevi faydasız işlerle vaktini geçirmemeli, nefsin arzu ve isteklerine uyup Allah’a itaatten, onu zikretmekten ve ona ibadet etmekten uzaklaşmamalıdır. Bunların Mümin için caiz, helal ve doğru olmadığını ayeti kerimelerden anlamaktayız.

Rabbimizin cehennem ateşinden korunma emri sadece kişinin kendisi ve ailesi ile sınırlı değildir. Bilakis bu korunma bütün toplumu kapsamalıdır. Şöyle ki; İslam toplumu birbirine karşı mesuliyeti düzenli bir ağ gibi hatları bir birine bağlı olmalıdır. Kişi, kendisi ve ailesiyle ilgili mesuliyetlerini yerine getirdikten ve toplumun mesuliyet hakkını verdikten sonra o toplum salih ve iyi bir toplum olur.

Bu anlattıklarımız insanoğlunun yaşam merhalelerinden belli bir merhaleye mahsus değildir. Müslüman bireyler bu mesuliyetlerini hayatlarının bütün merhalelerinde yerine getirmeli ve toplumun bütün sınıfı ve tabakasında, küçüklükten ölünceye kadar cehennem azabından kendisini ve toplumun diğer fertlerini koruması lazımdır. İslam fukahası bu konuları telif ettiği kitaplarda, insanoğlunun yaşam aşamasındaki mesuliyetini beyan ettiklerini görmekteyiz. İslam fukahasının anne, babanın ve çocuklarının dünyaya gelmesinden ölümüne veya anne babanın ölümü veya çocuğun ölümü konusunda anne babanın çocuklarına karşı olan mesuliyetini ele aldığını görmekteyiz. Ve yine İslam âlimlerinin, mürşitlerin, öğretmenlerin, çocukları terbiye etme, onların daha iyi bir eğitim almaları konusunda açıklamalar yaptıklarını görmekteyiz. Yine toplumun yaşlı, aciz, engelli vatandaşlara karşı sorumluluklarından da bahsedildiğini görüyoruz. Yine İslam alimlerinin; devlet reislerinin ve memurların bütün halka, çocuğa, gence, kadına, erkeğe, yaşlılara karşı sorumluluklarından bahsettiğini görmekteyiz.

Şüphesiz gençlik aşaması insanoğlunun en sıkıntılı ve dakik olan merhalelerinden biridir. Çünkü bu merhale, kişinin şer’i mükellefiyetinin başlaması, yeni bir hayata atılması ve zorluklarla karşılaşması merhalesidir. İslam’ın gençleri yönlendirmesi, yaşamlarını düzenlemesi, sapmalarından koruması, daima güzel bir yaşam sürmeleri konusunda bu konuya ehemmiyet vermiş, İslam âlimlerinin de bu konuyu ele aldıklarını ve bununla ilgili eserler telif ettiklerini görmekteyiz. Şüphesiz asrımızın gençliği ihmalkar, ömrünü zayi eden, aldatma içerisinde, sapıtmış, kıymeti ve değeri olmayan inançlara yönelmiş ve fasid olan akımların cazibesine kapılmışlardır. Onları güzel, doğru olan bir yöne sevk edecek bir rehber de yoktur. Toplumun sapması konusunda onları engelleyen bir idarecinin, yönetimin olmaması; bu gençlik sarhoşluğu içinde gençlerin kötülüğe gitmesine, gençlerin zayi olmasına, boş olmasına, helak olmasına, onların iyi ahlak üzerine olmamasına sebep oluyor. Bu durum, bu yıkım sadece gençlere yönelik olan bir şey değildir. Gençler bu toplumun bir parçasıdır. Bu durum bütün toplumu kapsamış ve toplumun içinde de bu yıkım bu çöküş devam etmekte ve maalesef bunun ilacı tedavisi yok denilecek kadar azdır.

Aslında gençlikten önce çocukluk merhalesine dönmemiz lazımdır. İnsan hayatında, çocukluk merhalesinin ehemmiyetini inkar edemeyiz. Şüphesiz çocukluk merhalesi çok mühim bir merhaledir. Çünkü bu merhale dikme, ekme ve sonrada onun karşılığını alma merhalesidir. Çocuk bu merhalede hamuru yoğuranın elinde hamur gibi yumuşaktır. Hamurun şekilden şekile girdiği gibi çocuk da karşı koymaksızın, inat göstermeksizin her şekle koyulabilir. Çocuk tüm işittiklerini doğrular.

Çocuk ailesinde inanç, fikir ve adetlerle karşılaşmaktadır. Kendisine ne verilirse kabul eder. Şüphesiz çocuk anne ve babasına kayıtsız, şartsız, sonsuz güvenir. Çocuk babasını kendisi için bir kahraman cesaretli, kişilikli ve güvenilir olarak görmektedir. Çocuk hiçbir zaman anne ve babasının kendisini yoldan çıkaracağını düşünmez veya çocuk anne ve babasının kendisine yalanı, fasıklığı, Allah’a karşı isyanı öğreteceğini bilemez. Bundan ötürü çocuk anne babadan alır, tereddütsüz onlara uyar ve onları taklit eder. Öyle ki anne ve baba çocuğu domuza ibadet etmeye alıştırır ve öyle öğretilerse çocuk da onu ilah olarak algılar ve ona ibadet eder. Bunda da şaşıracak bir şey yoktur. Çünkü anne babadan ne gördü ise onu yapar. Ve bu konuda değişik elfazlarla Buhari ve Müslim’in Ebu Hureyre’den rivayet ettiği Rasullullah’ın (s.a.v) bir hadisinde: “Her doğan çocuk İslam fıtratı üzerine doğar, anne babası ya onu yahudileştirir ya da hristiyanlaştırır. Hayvanlarınızın yavruları dünyaya geldiğinde kulaklarında, siz kesmedikçe bir kesik görür müsünüz? Çocuk da öyledir, doğarken sağlam bir akideyle doğar ama anne babası onu kötülüğe yönlendirir.” Öyleyse çocuk gençliğe doğru giderken anne babadan gördüğünü alır. Hurafe ve aslı astarı olmayan inançlar akideler olsa da taklit eder, doğrular. Çocuk Mümin, inançlı bir aile içerisinde büyürse, inancı anne veya babasının inancına ya da birini inancına benzer. Ve bu inançla o sağlam olan fıtratı aziz eder. Eğer çocuk kâfir olan bir ailede büyürse onun küfrü anne ve babasının ona küfrü öğretmesinden ötürüdür. Bu çağda olan çocuk teklif (buluğ) çağına erişinceye kadar kendi yaptığı amellerden mesul değildir. O zaman yapmış olduklarıyla muhasebeye çekilir. Eğer iyilik yapmışsa mükâfatını görür, kötülük yapmışsa Allah’ın cezasıyla karşılaşır. Ahmet b. Hanbel, Ebu Davut ve onun dışındaki birçok raviden şu hadis rivayet edilmiştir: “Kalem üç sınıf üzerinden kalkmıştır. Deli iyileşinceye kadar, yatan uyanıncaya kadar, çocuk ihtilam (buluğ) çağına erişinceye kadar”. Ufak yaştayken çocuğa verilen süluk ve akidenin iyi veya kötü olması çocuğun hayatının ileriki merhalelerinde olumlu veya olumsuz etki eder. Teklif merhalesinde anne ve babanın yaptığı hatalar ve çocuğun gençliğe giderken elde ettiği kötü olan ahlaklar çocukta ırs olarak kalır. Öyleyse biz Müslüman anne ve babalar çocuk yaşta çocuğumuza İslami eğitimi, İslami akideyi, İslami terbiyeyi, İslami düşünceyi, İslam üzerine yürümeyi daha gençlik merhalesine varmadan vermeliyiz. Allah’ın “Ey iman edenler, kendinizi ve çocuklarınızı yakıtı insanlar ve taşlardan olan cehennem ateşinden koruyun” emrine uyarsak topluma salih bir aile ve güzel bireyler kazandırmış oluruz. Yazımızın başında bahsettiğimiz bireyin salih olması, ailelerin İslami ve güzel eğitimleriyle olur ki bu da devlete yansır ve içinde yaşamış olduğumuz devlet Allah’a ittat eden idarecilerin ve idare edilenlerin de Allah’a ittat ettiği bir toplum meydana gelir.

 

Salihler nesiller yetişen bir toplum olmayı rabbimden niyaz ederim. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu