Advert
TALİM VE TERBİYENİN NERESİNDEYİZ?
Habib KARAÇORLU

TALİM VE TERBİYENİN NERESİNDEYİZ?

Bu içerik 389 kez okundu.

Bir öğretim yılının daha yarısını geride bırakıyoruz. Okul öncesi, ilk, orta, lise, yüksek öğretim, açık öğretim, çıraklık eğitimi ve halk eğitimi derken yaklaşık yirmi beş milyon nüfusumuzu içine alan büyük ve önemli bir gerçekten bahsedeceğiz, yani eğitim ve öğretimden. Ülkemizin geleceği açısından çok önemli bir yeri olan eğitim ve öğretimin dünü, bugünü ve yarınına şöyle bir göz attığımızda,  neler değişti, neredeyiz? Diye sorguladığımızda aslında pek de değişen bir şey olmadığını, fiziksel kapasite ve teknik açıdan ilerlemeler kaydedilse de, ne yazık ki kalite ve hedefler konusunda geriye gittiğimizi görmekteyiz.

Bu zamana kadar katıldığımız, eğitim konusunda yapılan tüm toplantı, şura ve çalışmalarda bu konuda emek veren, söz sahibi, araştırmacı ve akademisyenlerden eğitimin geleceğine ilişkin bizi ümitlendirecek tek bir söz işitemedik. Son olarak geçtiğimiz Pazar günü Malatya’da ÖĞ-DER tarafından düzenlenen I. Yerel Eğitim Şurasına Elazığ’dan öğretmen ve öğretim üyesi bir grup arkadaşlarımızla katıldık. Katılımcılar olarak azami seviyede istifade ettiğimiz Şurada, toplam altı oturumda; eğitimin her yönü ele alınmasa bile, önemli cihetleriyle ilgili ciddi bildiriler dinledik.

Eğitim sistemimize yabancı uzman ve danışmanların etkisi konusunda söz alan Prof.Dr. Burhan AKPINAR hocamızın bildiriminden aldığımız notların özeti şöyle: Üç kıtada altı asır hüküm sürmüş Osmanlı’da eğitim sistemi önceleri kendine yeterli haldeyken zamanla güncellikten uzaklaşarak kendini yenileyememesi nedeniyle batı eğitim siteminin etki alanına girmiştir. Batıdan alınan okul, müfredat ve sistem tarzı, beraberinde Batı kültür ve medeniyetini de Osmanlı’ya taşımış oldu. Cumhuriyet döneminde yapılan inkılaplarla tamamen yüzünü Batıya çeviren sistem doğuya ait ne varsa terk ederek Batının her şeyini sorgusuz sualsiz kabul ediyordu. Böylece önceleri hayretle, sonra hayran kalmakla başlayan Batı eğitim sistemine yöneliş, sonra taklit dönemi, en sonunda da teslim dönemi olarak sonuçlanmıştı.

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Avrupa’dan getirtilen Profesörler Türk Eğitim Sistemini tepeden tırnağa yeniden düzenleyerek eskiye ait ne varsa, hocalar da dahil olmak üzere silip atmışlardı. Harf inkılabıyla birlikte eskiye ait tüm talim ve terbiye çöpe atılmış, çağ dışı ilan edilmişti. Talim-terbiyede yüzde yüz Batıya teslim olunmuş, ne gelirse baş tacı edilmişti. Yıllar geçtikçe uygulanan müfredat ve sistemlerin yanlışlıkları gündeme gelmiş, eskisinin yerine Avrupa’dan yeni sistemler getirilmiş, bunlar da eleştirilince bir yenisi daha getirilmiş, böylece kısır döngüye devam edilmiştir.

Yeni eğitim sisteminin uygulanması sürecinde benimsenen üç hedefte de kısa zamanda mesafe alınmıştı. Bu üç hedef; laikleşme, batılılaşma ve Türkleşmeydi. Osmanlıdaki İslami eğitim sisteminin yerine batılı laik sistem getirilmiş, ümmet bilinci terk edilerek Türkçülük fikri benimsenmişti. Sonuç olarak deneme yanılmalarla yazboz tahtasına dönen eğitim sürecinde, büyük bir zaman kaybı, kaynak israfı, boşa giden umutlar, yabancılaşma, öz güven kaybı, silik kimlikler ve iddiasız nesiller meydana getirilmiş oldu. Eğitim sayesinde bireysel yetenekler köreltilerek herkes birbirine benzetilmiş, ortalama nesiller oluşturulmuştur.

Öğretmen yetiştirilmesi konusunda söz alan Prof. Dr. Burhanettin DÖNMEZ  Hocamızın sunumundan aldığımız notların özeti de şöyle: Öğretmenlik deneme yanılma yoluyla öğrenilen bir meslek olmamalıdır. Günümüzde pedagojik formasyon alan herkes kendini öğretmen zannediyor. Mesleğe ve öğretmen camiasına zarar veren herkes uyarılmalı gerekirse cezalandırılmalıdır. Öğretmenlik mesleğinin layık olduğu yere getirilmesi için belli kriterlerin konulması, hatta öğretmenlerin mülakatla alınması gerekir. Okul yöneticilerinin ise okul kültürü ve ikliminin oluşturulmasında çok büyük payı olmasından dolayı özel bir eğitimle yetiştirmeleri gerekmektedir.

Ülkemizin sanayileşmesi, gelişip kalkınması ve teknoloji üretir hale gelmesi için mesleki eğitimin ne kadar önemli olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Bu konuda çok güzel bir sunum yapan Tayyar EMRE hocamızın bildirisinden aldığımız notlar da şöyle: Türkiye sanayi toplumuna geçemediğinden, yani sanayileşmesini tamamlayamayıp bu konuda geri kaldığından dışarıdan sürekli teknolojik ürün satın almakta, dış ticarette açık vermektedir. Geçen yıl dışarıdan satın aldığımız on yedi milyon cep telefonu karşılığında dört milyar dolar ödemişiz. Bütün bu utanılacak sorunlar nereden kaynaklanmaktadır ? Tabiki sanayi ve teknoloji alanında gerekli alt yapının oluşturulmaması, ciddi adımların atılmaması ve mesleki eğitime önem verilmemesinden. Bu nedenle, ne yazık ki sanayi sektöründe nitelikli eleman sıkıntısı yüzde seksenlere ulaşmış durumda. 28 Şubat döneminde İmam Hatip Liselerini bitirmek için çıkarılan sekiz yıllık kesintisiz eğitim ve kat sayı zulmü meslek liselerinin çoğunun kapanmasını sağlamış ve bir çoğu da başarısı düşük öğrencilerle itibarını kaybetmişti.

Mesleki eğitimde arz-talep uyuşmazlığı, yani Teknik ve Endüstri Meslek liselerinde  ihtiyaç bulunmayan bölümlerin fazlalığı, ihtiyaç duyulan bölümlerin azlığı önemli bir sorun olarak karşımızda bulunmaktadır. Her alanda eğitimin çok küçük yaşlarda başlatılması gerçeği bugün tüm eğitim otoritelerince ciddi manada savunulmaktadır. O halde meslek liselerinin orta kısımlarının da biran önce açılmaları gerekmektedir. Ayrıca mesleki eğitimin sanayi ve endüstrideki ilgili sektörlerle sürekli işbirliği içinde olması, öğrencilerinin mesleki yeteneklerini burada geliştirmelerini sağlamaları gerekmektedir. Bu konuda Almanya’da olduğu gibi fabrika okulların açılmaları elzemdir. Son olarak mesleki eğitime bir darbe de YÖK tarafından vurularak meslek liselerinin yüksek öğretime geçişte sahip oldukları ek puan uygulaması kaldırıldı ve  bu konudaki cazibesi de bitirilmiş oldu.

Eğitim konusunda bilfiil etken olmasa bile medyanın çocuk ve gençlerin yetişmesinde ne denli etkili olduğunu bugün kabul etmeyenimiz yoktur. Medya-eğitim ilişkisi konusunda çok önemli bir sunum yapan Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa KURDAŞ hocamızda çok önemli tesbitlerde bulunarak, medyanın, özellikle televizyon ve bilgisayarın çocuk ve gençler üzerinde ne denli olumsuz etki oluşturduğunu örneklerle izah etti. Televizyon kanallarında gösterilen çizgi filmler çok gizli subliminal mesajlar içermektedir. Küçük yaştan itibaren cinsellik, ateistlik, kapitalizm  ve satanizmin düşünce ve  sembolleri bilinç altına yerleştirilmekte, böylece okula başlayan öğrenci çoktan bu düşüncelerle eğitilmiş olarak okula başlamaktadır. Televizyon  kanallarındaki çeşitli dizi ve programlar hep batı tarzı, kapitalist hayat tarzını enjekte etmekte çeşitli algı operasyonlarıyla  toplumsal yıkım arttırılmaktadır.

Artık eğitim konusunda Türkiye bir karar verme noktasına gelmiştir. Ya aslına dönecek, kendi kimliğine sahip çıkacak, milli ve yerli bir eğitime geçecek, ya da tüm dünyayı kasıp kavuran küresel vahşi kapitalizme teslim olarak her şeyini kaybedecektir. Ülkemizin doğusunda yaşadığımız terör belasının panzehiri de yine milli, ahlaki ve manevi eğitimdedir. Bunu sağlamadığımız müddetçe bu büyük beladan asla yakamızı kurtaramayacağımızı da bilelim. Eğitimini taklit ettiğimiz Batı, Güneydoğumuzda gizlice bizimle savaşmakta ülkemizi bölmek istemektedir. O halde, biz kendimiz olmalıyız. Bizim yolumuz Alpaslan Gazi’nin, Fatih Sultan Mehmet’in yoludur. Yüce Rabbimizden bu konuda yardım diliyoruz. Allah yardımcımız olsun. Amin.

 

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Büyük bir israfın önüne geçildi!
Büyük bir israfın önüne geçildi!