Advert
TOPLUMSAL SORUNLARDAN İKİNCİSİ BİLGİ SEVİYESİNİN DÜŞÜK OLMASI
Halit POLAT

TOPLUMSAL SORUNLARDAN İKİNCİSİ BİLGİ SEVİYESİNİN DÜŞÜK OLMASI

Bu içerik 390 kez okundu.

İlim nurdur. Nur hidayettir, yol göstericidir, akl etmektir, basirettir, algı ve bilinçtir. Cehalet ise karanlıktır. Nur ve cehalet arasında büyük farklar vardır. Cehalet ve nur hiçbir şekilde eşit olamaz. Rabbimiz Kur’an’da: "De ki bilenlerle bilmeyenler bir olur mu"(Zümer 9), "Kör ile gören, karanlık ile aydınlık, gölge ile sıcaklık, ölüler ve diriler eşit ve bir olmazlar" (Fatır 19-22) ve “Allah sizden iman edenlerin ve ilim verilenlerin derecelerini yükseltir” (Mücadele 11) buyurmuştur.

Toplum nezdinde bilinç seviyesi, bilgi seviyesiyle ölçülür ve tanımlanır. Kişinin ilmi bilgisi fazla oldukça o insanın bilinç, anlama ve algılama seviyesi de o kadar fazla olur. Bundan ötürüdür ki Rabbimiz Resulü Hz. Muhammed Mustafa’yı (s.a.v) ilminin fazlalaştırılmasını talep etmeye irşad ediyor ve şöyle buyuruyor: "De ki: Ya rab ilmimi (bilgimi) fazlalaştır." (Taha 114) Bu emir; resulün şahsında bütün ümmeti bilgi ve ilmi elde etmeye ve daima ilmi fazlalaştırmaya teşvik etmektedir.

Gençler derken genellikle ilim talebelerini, orta ve yükseköğrenim gören talebeleri kastederiz. Gençler okullardan mezun olup diploma sahibi olan, ilmi emaneti taşıyan ve kendinden sonra gelen kitlelere öğretme sorumluluğu bilincinde olan bireylerdir. Gençler öğrendikleri kadar öğretirler. Kendi bilgi ve ilim seviyesi kadar okutur, eğitir ve terbiye ederler. Gençlerin bilgi ve ilmi seviyesi ne kadar yüksek olursa onların ilmi aktarma gücü o kadar güçlü ve büyük olur. Öyleyse bizlerinde gençlerimizi en güzel şekilde nasıl eğitmemiz gerekiyorsa öyle eğitmemiz gerekir. Bu anlattıklarımız çerçevesinde soruyoruz; ülkemiz başta olmak İslam ülkelerinin hemen hepsinde okul sayısının ve okullarda okuyan kesimin fazla olmasına rağmen diploma almış bir öğrenci gerçekten o diplomayı hak edecek ilmi seviye ulaşmış mıdır? Bizler gençlerin elde etmiş olduğu ilimlerin, çok azı hariç ki bunun bir ehemmiyeti yoktur kendilerine verilen o diplomalar seviyesinde olmadığını görmekteyiz. Yapılan bu denli eğitim şekli gençlerin elinde olmayan ve başlarına gelen büyük bir musibettir. Bunlar, onların bilgisi dışında başkaları tarafından düşünülmüş kendileri hakkında tasarlanmış bir hiledir. Biz bunu söylerken, gençleri kınama ve sorumluluğu onların üzerine atma maksadı ve gayesinde değiliz. Ancak maksadımız gençlerin burada kurbanlık olduğunu ve heder dile getirmektir. Ayrıca gençlerin ders programlarını, müfredatları, ders saatlerini ve yıllık öğrenim süresini belirleyenlerin bu ümmetin gençlerine kötülük ve eziyet etmekten başka amaçlarının olmadığı kanısındayız. Bütün bunların da İslam düşmanları tarafından ince bir şekilde hazırlanıp Müslüman toplumların çocuklarına uyguladığını görmekteyiz. Öyle ki her ne kadar batılı devletleri model olarak alıp eğitim sistemini ona göre düzenlemişlerse de onları elde ettiği başarıyı elde edememişlerdir. Çünkü bu tip eğitim bu ümmete yabancıdır. Bu kötü eğitimden ötürüdür ki ülkemizdeki gençler arasından dini ve dünyevi ilimleri elde eden ediplerin, müctehidlerin, araştırmacıların ve bilim adamlarının çıkmadığını görmekteyiz.

Batının sürekli ilerlemesini ve bütün ilmi ve ihtisas alanlarının müessisi olan biz İslam ümmetinin geri kalmasını hayretle karşılamaktayım. Ortadoğu’daki İslam ülkelerine ve ülkemize baktığımız zaman; eğitim yolunun kapalı olduğunu ve eğitim yolu üzerinde birçok engelin ve sorunların konulduğunu görmekteyiz. Ancak batıya baktığımız zaman eğitim yolunun açık ve geniş olduğunu, her bireyin tercih ettiği okula gidebildiğini ve okuduğunu görmekteyiz. İslam ülkeleri ve bizim ülkemizde yapılan imtihanların aynen leğaz ve elğazlara (bilmecelere) benzediğini görmekteyiz. Çünkü hazırlanan programların çok çeşitli olması ve gencinden bunların tamamına vakıf olmaması gençlerin hayatlarını kararttığını görmekteyiz.

İmtihan ve sınavların bu şekilde olması talebeyi acizleştirir, içindeki azmini ve şevkini kırar, geleceğe yönelik tüm hedef ve arzularını yok eder, ilme olan hevesini kırar, ilme olan güç ve kudretini yok eder ve o genci nefsi ve kalbi yönden ye'se düşürmeye sebep olmaktadır.

Bizim seleflerimiz böyle mi öğrendiler ve böyle mi öğrettiler. Onlar kendi önlerine sunulmuş soruları bilip bilmeden cevaplandırıp ve cevapların tesadüfen doğru çıkması ile mi icazet ve diploma aldılar veya verdiler. Cevap kesinlikle hayır. Onlar böyle yapmadılar. Onların döneminde beşikten mezara kadar ilmin peşinde koşulurdu. Onların şiarı (sloganı) şuydu: “Sen kendini tümüyle ilme ver ki ilmin bir bölümünü elde edesin. Gecelerin uykusuzluğu insanları yüce olan bilgiye götürür.” Selefi salihinin tek hedefi ilmi Allah için öğrenme ve Allah rızasını kazanma idi. Bundan ötürüdür ki bereket ve hayrın tümü onların ilminde vardı. Allah onların ilimlerini faydalı kıldı ve ümmet onların ilimlerinden faydalandı. Onlar ilimleri diğer kitlelere taşımada güvenilir ve en hayırlı olanlardan oldular.

Ülkemizdeki eğitim sistemine baktığımızda hayretler içerisine düşmemek elde değildir. İlkokuldan lisenin bitimine kadar 12 yıl boyunca çocuklarımızı okullara göndermemize rağmen okul bittikten sonra o çocuğun okuma-yamadan başka hiçbir şey elde etmediğini görmekteyiz. Ayrıca çocuğun geleceği iki saatlik imtihana bağlanmıştır. Çocuk, kazanamadığı takdirde tinerciliğe, kahvehanelere, adam öldürmeye, yol kesmeye veya birinin değneği olmaya yönelir. Oysa 12 yıl boyunca bir insana gerçek bir ilim ve tedrisat verilirse hangi sanat alanı olursa olsun o insan orda bir sanat öğrenmez mi? Lise dönemindeyken öğrenciye seçtiği mesleğe göre çıraklık eğitimi vererek en azından bir meslek sahibi yapılabilir. Bu arada da kötülüğün, ahlaksızlığın ve işsizliğin önü alınmış olur. 10 kişinin alınacağı bir iş için binlerce kişi başvurmaz.

Üzülerek söylemem gerekir ki mesela bir imam hatip orta ve lise dönemlerinde okuyan bir öğrenci dinini ve o dinin dilini çok iyi öğrenmiş olarak çıkabilir. Oysa 12 yıl ve bunula birlikte ilahiyat okumasına rağmen ne dini ne de dili öğrenmeden mezun olduğunu görmekteyiz.  İlahiyat mezunlarına baktığımız zaman bile kendi bireysel çabasıyla kendini geliştirmemişse Kur’an dahi okuyamamaktadırlar. Oysa dini eğitimin, dini ve o dinin dilini iyi bilen ve gerçekten gençlerin geleceğini düşünen eğitimciler tarafından verilirse 12 yıl boyunca yapılan tedrisatla bırakın sadece o dili bilmeyi müctehidler seviyesinde gençlerin mezun olacağı inancındayız. Bana öyle geliyor ki imam hatip ve ilahiyatlara konulan ders programları ve verilen eğitim Kur’an ve Kur’an dilinin bu okullar tarafından yok edilmesi amacı taşımaktadır.

Bundan ötürü ülkemizdeki eğitim sistemi esas yerinden onarmalı, gençleri bilinçlendirecek, gerçekten onları eğitme amacı taşıyan metotlar, programlar ve öğretim sistemleri belirlemeli ve gençlere yeterli tedrisatı alabilmeleri için önlerindeki bütün engeller kaldırıp onlara ilmin yolunu açmalıyız. Bütün bunları yapmalıyız ki gençlerimiz alim ve bilgili olarak okullarından mezun olup ümmete ve topluma faydalı olabilsinler. Bu da başkalarından eğitim şeklini kopyalayarak değil kendi gençlerimizin ihtiyaçlarına bakıp ona göre eğitim verilirse bu alim ve ulema çıkabilir.

Allah’tan öğrendiklerimizin hem bize hem bizden sonrakilere faydalı olmasını niyaz ederim. Vesselam.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Büyük bir israfın önüne geçildi!
Büyük bir israfın önüne geçildi!