Advert
BELEDİYE’YE ÇAĞRI; ÜRETİCİ PAZARI KURULMALIDIR
Nevzat ÜLGER

BELEDİYE’YE ÇAĞRI; ÜRETİCİ PAZARI KURULMALIDIR

Bu içerik 1904 kez okundu.

         Üretici direkt pazara giremiyor. Üretici ürettiği ürününü, vatandaşa doğrudan ulaştıracak bir düzenlemeye kavuşturulmalıdır. Bir Pazar yerinin kıytırık köşesi ile bu iş olmaz.

         Sözde değil, güçlü üretici birlikleri kurulmalıdır. Çünkü serbest piyasa denilen bu mekanizma içinde üretici hiçbir zaman oyun kurucu olamadı.

         Bakanlık yalnız hububat ile et ve süt ürünlerinde değil, sebze-meyve piyasasına da müdahil olmalıdır. Sebze meyve fiyatlarını arz-talep dengesi değil, aracılar belirliyor.

         İslam ekonomisinin temel hedefi, azami sosyal faydayı sağlamaya yöneliktir. Ancak tekelcilik ile sömürü birbirine çok yakındır, dikkat ister. Ticaretin serbest olması esastır, monopol piyasa oluşturmak değil. Teknik tabiri ile arz, fiyatın artan fonksiyonu olduğu gibi, talep de, fiyatın azalan fonksiyonudur.

         “Ticaret yapınız, çünkü rızkın onda dokusu ticarettedir.” “Pazarlar Cenabı Hakkın kurulmuş sofralarıdır, o sofraya kim gelirse mutlaka nasibini alır.”

 Bu konunun uygulamasının asr-ı saadette nasıl tatbik edildiğini, yayınlamış olduğum “Doğu’da ve Batı’da Bilim ve Düşünce” isimli kitabımın “Ticaret” bölümünde şöyle anlatmışım:

“Hz. Peygamber, “doğru, güvenilir bir tüccar kıyamet günü, peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle birlikte olacaktır” buyurmakla ticarette dürüstlüğü teşvik ederken,  “rızkın onda dokuzu ticarettedir” diyerek de ticareti teşvik etmektedir.

Pazarların kurucuları ve ilk yöneticileri peygamberlerdir. Zaten her şeyin ilk öğreticileri peygamberler değil midir?

İnsana hizmet önceliği olan ticaret bir ibadettir. Allah Resulü’nden sonra meşru olan ticari işlemler ibadet bağlamında değerlendirilmiştir. İmam Serahsi “Kazanç” kitabını (Kitabu’l Kesb) zühd ve ahlak kitabı olarak kaleme aldığını söyler. İmam Muhammed kitap yazmayı bırakınca kendisine “keşke bir tane de zühd ve takva alanında kitap yazsaydınız” denir. O da “Alış-veriş (Kitabu’l Buyu) kitabını yazdım ya” der.

Hz. Peygamber, Medine’de bir yandan Müslümanların siyasi hukukunu tespite çalışırken, öte yandan da “Medine Pazarı”nın temelini atıyordu. Aslında o dönemde Medine’de bir pazar mevcuttu ama çıkar gurupları koyuyordu. Kurallarını adil yöneticilerin koyacağı yeni bir pazara ihtiyaç vardı. Bu nedenle Medine’de Hz. Peygamber tarafından ayrı ve yeniden kurulan bu pazarın amacı: 

Ticarette İslami ilkelerin uygulanacağı bir iktisadi düzenin kurulmasını sağlamak,

Toplumda yaşayan tüm gurupların iktisadi güç elde etmelerini tesis etmek,

Tüketiciyi, aracıların sultasından kurtulmalarını temin etmekti. 

Demek ki ticaret hem bir geçim vasıtası, hem de güç devşirme mekanizmasıdır.

Bu pazarın işleyişinde de üç ilke belirleyici olmuştu:

Pazar yerinde kimsenin belli bir yeri olmayacak, gelenler boş buldukları herhangi bir yerde ürünlerini pazarlayabileceklerdi. Böylece rant oluşumu engellenmiş olacaktı.

Pazardan vergi alınmayacak ve böylece malın değeri yükselmeyecekti.

Fiyatları belirleme yetkisi Allah’a ait olacaktı. Mümkün mertebe müdahaleden uzak olacaktı.

            Şimdi kontrol üreticinin elinde değil. Üreticinin pazara girişi yasak. Üretici bir kazanırken, aracılar beş kazanıyor. Üreticiden tüketiciye aracısız bir sistemin oluşturulması mümkündür.

“Sözü ve muamelesi doğru tüccar, kıyamet gününde arşın gölgesi altındadır.”

Şimdi bu anlatılanların ardından teklifim şudur: Haftada iki gün, bir veya iki noktada direkt “üreticiden-tüketiciye” pazarı kurulursa, hem fiyatlar düşer, hem üretici olmak cazip hale gelir, hem üretici oyun kurucu olur hem de tüketici korunmuş olur. Birçok şehirde örneği var.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X