Advert
ÜÇÜNCÜ KISIM TOPLUMSAL SORUNLAR
Halit POLAT

ÜÇÜNCÜ KISIM TOPLUMSAL SORUNLAR

Bu içerik 283 kez okundu.

Bu sorunları 4 başlık altında toplayabiliriz:

1. Çalışma sorunu

2. İskan sorunu

3. Evlilik sorunu

4. Kötüye yönlendirme

Genç, aile içerisinde hayata başlıyor ve bekar olduğundan ötürü bütün giderleri ailesi tarafından karşılanıyor. Çünkü genç henüz evlilik çağına gelmediğinden ötürü genellikle talebedir ve eğitimle meşgul olmaktadır. Ancak okuldan mezun olduktan sonra veya eğitimi dondurduktan sonra kendisini güvene alabilmesi için bir iş bulma arayışına yönelir ki bir ev ve aile sahibi olarak toplum içerisinde hayatına devam edebilsin. Bu durum bütün insanlar için gerekli olan ve insanoğlunun yaratılışından gelen fıtri bir emir, durum ve haldir. Genç, hayata atıldığı andan itibaren bu sorunların farkına varır, bu sorunları bilir ve bu sorunların baskısı altında olduğunu hisseder. Eğer bu genç toplum içerisinde yetim yaşamış ve yol göstereni yoksa annesi babası olan bir gençten daha fazla sıkıntılarla karşılaşır ve yaşamın zorluk ve şiddetini daha çok çeker.

İçinde yaşadığımız dönemin gençleri çeşitli sıkıntılarla karşılaşmaktadırlar. Daha önce bahsettiğimiz toplumsal sorunlardan daha mühim ve daha zor olanı iş bulmak, ev sahibi olmak ve evlenmektir. Şüphesiz genç, meslek, sanat sahibi olsa ve bir konuda ihtisas sahibi olsa dahi iş bulma sorunundan dolayı genellikle ne iş yapacağını bilmez. Ancak büyük bir uğraş ve üst düzey aracılar vasıtasıyla iş bulabilmektedir. Hele hele iş bulduktan sonra almış olduğu ücret ayrı bir sorun, hüzün ve kederdir. Bu durum en az iş bulmak kadar zordur. Çünkü genellikle verilen maaşlar emeğin karşılığı değildir ve masraflara yetmemektedir. Şöyle ki çalışan memur veya işçi hayatı boyunca kendisine yetecek bir maaş ve onu mutlu edecek bir yaşam sevinci içinde olamayacaktır. Bilakis hayatı boyunca ihtiyaçların dolayısıyla çalışmanın, iş verinin veya vazifenin esiri olmaktadır. Kendisi iki şerden ehvenini ve iki zarardan da hafifini tercih etmek zorunda kalmaktadır.  Şöyle ki işi veya vazifeyi bırakırsa başka bir iş bulamamakta, zorluklarla bir iş bulsa bile bir önceki almış olduğu ücretten daha iyi ve yüksek bir ücret elde edememektedir.

Ev bulma, ev sahibi olma sorunu daha hayret vericidir. Sanki dünya insanlarla dolmuş ve onlar üzerine daralmış. Dünyada malların, mülklerin ve şehirlerin çok olmasına rağmen iskan sorunu bütün dünyanda mevcut olan bir sorundur. Öyle ki insan için 1+1 bir ev elde etmek büyük bir hedeftir ve büyük bir nasip haline gelmiştir.

Evlilik sorunu ise bundan önce bahsettiğimiz iş ve iskan sorununa bağlıdır. Çünkü işi ve evi olmayanın evlenmesi ve evlendirilmesi zordur. Bu sorun, zorluk ve sıkıntıları anlayabilmek için her bir gencin geleceğinde neyi temenni ettiğini, neyi arzuladığını, neyi talep ettiğini düşünmemiz gerekir. Yeryüzüne varis olana dek ve kıyamete kadar insanoğlunun neslinin baki kalması ve devam etmesi için bu sorunlara eğilmemiz ve bu sorunların ortadan kaldırılması için neler yapabileceğimizi düşünmemiz gerekir.

Bu sıkıntıların ve sorunların sebebi nedir? Bu sorunların çözülür ve bu sorunlardan nasıl kurtuluruz? diye sorarsak bu soruları kısaca şöyle cevaplandırabiliriz: Bu sorunlar ancak yönetimlerde oluşan boşluklardan kaynaklanmaktadır. Şöyle ki asrımızda Müslüman ülkelerin çoğunda uygulanan kanun ve nizamlar dışarıdan getirilmiştir. Bunlar faşil, rezil ve helak eden insana ve topluma herhangi bir hayır ve faydası olmayan kanunlardır.  Bize göre Ortadoğu’daki Müslümanların başına gelen tüm sorun ve musibetlerin sebebi; Müslüman olmayan ülkelerden getirilen kanun ve nizamların uygulanmasındandır. Bu sorunların halli ve çözümü ise dışarıdan getirilmiş, ithal edilmiş, İslam’a ters düşen bütün bu kanun ve nizamların bir kenara atılıp bütün alanlarda İslam’ın bütün ahkamını tatbik etmekle gerçekleşir. Böylece insanlar asr-ı saadette olduğu gibi güvenin, itminanın, barışın,  selamın ve mutluluğun zevkini ve tadını hissedebilir. Yeri gelmişken insanların İslami hükümlerin uygulamasından almış olduğu haz ve mutluluğa işaret etmek istiyoruz. Halife Ömer bin Abdülaziz (r.a) valilerine gönderdiği genelgede şöyle söylüyordu: “Her insan için barınacak bir meskenin olması, onun işlerini gören bir hizmetçinin olması, düşmana karşı cihat edecek bir atının olması ve evinde kullanacak bir eşyasının olması lazımdır. İnsanların bunları elde etmesi için engelleri kaldırın ve devlet malından verin. Borcu olanın da borcunu kaldırın.” İşte Allah’ın kitabına ve resulün sünnetine uyanların uygulamasının bu şekilde olduğunu görebiliyoruz.

Kötüye Yönlendirme

Çocuğun hayatı aile ve toplum içerisinde başlar. Çocuk doğduğu zaman bembeyaz bir sayfa gibi temiz bir fıtrat üzerine, söz ve davranışlarında temiz ve bütün günahlardan arındırılmış olarak büyür. Ancak çocuğun fikri, inancı, sulükü (gidişatı), babası, annesi veya onun emrine velayet eden, muallimi, idarecisi veya arkadaşının müdahaleleriyle değişir. Çocuk tertemiz olan sayfayı kirletir ve o temizlikten uzaklaşıp kötülüğe meyleder. Çocukta anne-babanın inancı yerleşir, ona eğitim verenin veya devletin medya aracılığıyla yönlendirdiği ahlakın tesiri altında kalır.

Zamanımızın gençleri çokça birbirine zıt ve çelişkili yönlendirmelerin tesiri altında kalırlar. Bu yönlendirme de onları bir boşluğa ve harcanmaya götürmektedir. Görsel ve işitsel medya yoluyla iman, İslam, inançsızlık ve zındıklık birbirinden ayırt edilmeksizin gençlerin önüne atılmaktadır. Bu da gençlerin kafalarını karıştırmakta, inançlarında ve gidişatlarında şüphe içine düşmektedirler.

Mesela gençler basında, okulda, kitaplarda adaleti duyar ve okurlar. Ancak pratikte ise onu görmezler. Hakkın daima güçlünün, parası olanın, idarecilerin ve onlara yalakalık yapanlarla beraber olduğunu; zayıf, fakir, gücü, kudreti, dayanağı olmayanın ise hiçbir hakkının olmadığını görürler.

Yine gençler toplumsal ve kendine özel olan edebi ve ahlakı okur ve duyarlar. Ancak edep ve ahlakın temelden sarsıldığını, toz duman olduğunu insanların internet, gazete, dergi, televizyon ve şehvani filmler aracılığıyla kötülüğe, fuhuş, rezillik, yağcılık ve şehvete sevk edildiklerini görmektedirler.  Sinema ve tiyatrolar sanat adı altında insanların değerlerini, kutsallarını, ahlakını yok etmeye çalışmaktadır. Halkı Müslüman olan ülkelerde devletler tarafından bunlar teşvik edilerek ve desteklenmekte, rezil olan bu sanatın icracıları ülke içerisinde Müslüman halkın içerisinde azizleri, akilleri ve kanaat önderleri olmuşlardır. Böyle bir durumda genç erkek ve kız çocuklarımızdan bu zehirli ve vebalı ortam içerisinde doğru yola gitmelerini, güzel bir ahlak sahibi olmalarını nasıl bekleyebiliriz? Pratik yaşamları buyken onların ahlaklarını nasıl düzeltebiliriz?

Gençler hürriyeti, vatan özgürlüğünü işitirken yaşamlarında herhangi bir hürriyet ve özgürlüğü görmemektedirler. Kendi vatanlarının sömürgecilerin esareti altında olduğunu görmektedirler. Başkalarının onlara tasallutundan, onları geri bırakmasından yakınmazlar.  Gençler, kendilerini güzelliğe, hayra, doğru olan yola sevk edecek, güzel olan gayelere yönlendirecek birilerini bulamamaktadırlar. Aksine onlar daima kötülüğe yönlendirilmekte kasabın elindeki kurban gibi kötülük yoluna düçar olmuşlardır.

 

Aziz kardeşlerim, gençlik bir bostan gibidir. Eğer bostan sahibi bostanını ihmal ederse, ona bakım yapmazsa, onu haşerelere ve zararlı otlara bırakırsa o bostan bir işe yaramaz. Eğer bostan sahibi bostanına sahip çıkar, itina gösterirse o bostan cennet olur. Oradan meyvelerin en güzelini, en tazesini, en olgununu biçer. Nerededir bu terbiye ediciler? Vesselam..         

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ELAZIĞ'DA HUZUR 23 UYGULAMASI
ELAZIĞ'DA HUZUR 23 UYGULAMASI
Milletvekili Bulut MKYK’da
Milletvekili Bulut MKYK’da