Advert
MEDENİYET ÜZERİNE RÖPORTAJ (1)
Nevzat ÜLGER

MEDENİYET ÜZERİNE RÖPORTAJ (1)

Bu içerik 1898 kez okundu.

      “Bizim Külliye” dergisi 67. Sayısında benimle “Medeniyet” üzerine bir röportaj yaptı. Röportajı dergi adına Sayın Gıyasettin Dağ kardeşimiz gerçekleştirdi. Önemli şeyler söylendiği düşüncesiyle bölümler halinde bu röportajı yayınlamak istiyorum.  

         Karşılaştırmalı olarak ele  aldığınız  Doğu’da ve Batı’da Bilim ve Düşünce isimli eseriniz birçok soruyu tekrar da olsa beraberinde getirdi. Dört yüz sayfalık hacimli eserinize İslam düşünce tarihinin durumu ve sorunlarını ele alarak başlamışsınız. Şunu merak ediyorum: Kitabınızda sık sık İslam dünyasının 20.yüzyılın başından itibaren yeniden bir yükseliş dönemine girdiğini savunuyorsunuz. Bu yükselişe dair alametler nelerdir, hangi alanda ne tür bir yükselişten bahsedilebilir?

          Analitik düşünmeyi seçen insanlar geçmişe takılıp kalmaz, geçmişi hayal kuranlara bırakarak geleceğe odaklanırlar. Bugün Avrupa’nın düşüşte olduğunu görmek için ekonomik verileri görmek yeterli. Buna karşılık Türkiye, 20. yüzyılın üçüncü çeyreğinden itibaren artık ofansif düşünme yollarını açmış durumdadır. ABD yine merkez konumunu devam ettirecek; Türkiye, Japonya ve Meksika gibi ülkelerin de lider dünya devleti olacakları öngörülebilir. Dayanaklarım kısaca; tarih, coğrafya, demografi, teknoloji ve medeniyettir. Ancak özgür isteğin, öngörünün de önünde olduğu unutulmamalıdır.

        Ülkelerin gelişmişlik düzeylerini anlatırken “GSMH’nın kutsal bir ölçek olmadığını” ifade ediyorsunuz. Dünyada kabul edilen bu ölçeklemenin yerine daha insani bir değerlendirme kriteri nasıl getirilebilir?

         Ülkelerin gelişmişlik düzeylerini anlatırken, bir ülkenin toplam gelirini bilmek açısından  GSMH’sı göz önüne alınmalı ancak  “gelirin âdil dağılımı” rakamlarla anlatılırsa ülke insanlarının mutlu olup olmadıklarını konuşma imkânımız oluşur. İnsanlarının çoğunluğunu mutlu edemeyen sistemler  “insan merkezli” değildir. Unutmayalım ki devletlerin dini adalettir.

          Eserinizde “İnsan yüzlü bir kalkınma” önermeniz ne şekilde gerçekleşebilir?

         Bu konu kitabımızın  “İnsan Merkezli Kalkınma Ekonomisi”  bölümünde detaylı olarak anlatıldı. Ancak örneklendirmek açısından çok pratik bir uygulamadan bahsedeyim: Batı’nın tespit edebildiği en eski yazılı “Commenda” ortaklığı M.S. 976 tarihlidir. Bu ortaklığın günümüzdeki evolüsyonları ise; ABD’de “Venture Capital”, Avrupa’da ”Carati”, “Medici Sistemi”, “Equite Finance” ve  “Joint Stock Companies” kurumlarıdır. Bu oluşumların kökeni çok yakın bir zamana kadar dünyaya Batılı diye anlatılıyordu. Ancak ünlü sosyolog Max Weber bu konuda endişelerim var deyince tartışmalar başlamıştı. Nihayet 1966 yılında Prof. Udovitch, “Comenda’yı Musevi, Bizans ve İslami kontrat formlarıyla mukayese ettikten sonra kökeninin İslami “Mudaraba”ya dayandığını ispat etmiştir.

         Dilimize  “Risk Sermayesi” olarak çevrilebilen Vençure Kapital esas itibariyle bizdeki Kalkınma Bankalarının işleyiş formlarından biri olan mudaraba sistemidir. Bazı kanunlarda yapılacak küçük değişikliklerle, hem kalkınma bankaları hem de Halk Bankası, gerçekleşme oranı yüksek fikri olup, yeterli finansman gücü olmayan kişi ve kuruluşlar için ortaklık yolu ile finansman sağlayan kurumlar hâline getirilebilir. Zaten Halk Bankası’nın kuruluş amacı da KOBİ’lere yardım etmektir.

          Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde “MacMillan Boşluğu” denilen iktisadi bir olay var. Küçük şirketler kredi almak isterlerse, iyi bir fikri de olsa yeterli ipotek veremiyorsa klasik yöntemlerle finansman sağlayamıyorlar. İşte küçük şirketlerin veya işlerini büyütmek isteyen kurulu şirketlerin kredi alamaması boşluğuna, bu boşluğu tespit eden İngiliz Başbakanının ismine izafeten “MacMillan Boşluğu” deniyor. Bu boşluğu doldurmak için; Katılım Bankaları mudaraba yoluyla, yeni düzenlenmiş Halk Bankası da hisse senetleri yoluyla bu şirketlere finansman sağlayarak o şirketlerin büyümesini sağlarken, birkaç yıl sonra satacakları ellerindeki hisse senetleri yoluyla da yüzde bin sekiz yüze kadar kâr elde etmektedir. Bu tür uygulamalar hem ABD’de hem de Avrupa’da hâlen mevcuttur. Bu yolla, iyi bir fikri olduğu hâlde yeterli sermayesi olmayan kişi ve kuruluşların ekonomiye kazandırılması söz konusu olduğu gibi, parası olduğu hâlde yatırım yapamayan insanlara da yatırım yapma imkânı sağlanmış olacaktır.  (Devam edecek)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X