Advert
YATIRIMLARIMIZI NEREYE YAPMALIYIZ?
Habib KARAÇORLU

YATIRIMLARIMIZI NEREYE YAPMALIYIZ?

Bu içerik 305 kez okundu.

           Son zamanlarda  ortaya çıkan  telefon dolandırıcılığı nedeniyle  mağdur olanların sayısı  ha bire artmakta, devletin bu konuda yaptığı tüm uyarılara rağmen dolandırıcıların kurbanlarına yenileri eklenmekte. Geçenlerde şehrimizde yaşanan aynı türden yeni bir olay, meselenin farklı boyutlarının gündemimize girmesine neden oldu. Yaşı bayağı ilerlemiş insanlar niçin bu kadar çok para biriktirirler ve biriktirdikleri paraları korumada niçin bu kadar hassas davranırlar? Zaten dolandırıcıların avlarını tuzağa düşürmek için kullandıkları en önemli zaaf noktası  da bu değil mi? “Dikkat! Paranıza sahip olun!  Paranız elden gidiyor, paranızı kurtarın!” 

            Son dönem Müslümanlarında açıkça görülen dünyevileşme sevdası ne yazık ki gittikçe artmakta, maddeye sahip olmak için gösterilen hassasiyet manaya yani ahirete gelince çok azalmakta, bazen sıfıra kadar düşmektedir. İşte bu durum hem dini hayatı zayıflatmakta, hem de Müslümanların itibar ve şereflerinin azalmasına neden olmaktadır.

            Ülkemiz, devletimiz ve milletimizin geleceği demek olan çocuk ve gençlerimizin en güzel şekilde, donanımlı, hayırlı ve faydalı birer ferd olarak yetişmeleri konusunda devletin çabası yanında halkın da azami gayret göstermesi gerekmiyor mu? Fani olan her insanımızın, arkasından salih amellerinin devamıyla amel defterinin kapanmaması için bir sadaka-i cariye bırakması aklına gelmez mi? Geçenlerde kaybettiğimiz bir yakınımızın vefatından ziyade, ani ölümünden dolayı arkasında bir sadaka-i cariye bırakmaması beni çok üzmüştü. İyi bir varlığa sahip olmasına rağmen arkasında ciddi manada elle tutulur, gözle görülür bir eser bırakmamıştı. Yüce Rabbimizin bize örnek olarak gönderdiği Rehberimiz, Önderimiz, Efendimiz, Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) vefat edeceği sırada evinde altın ve gümüş namına ne var ne yoksa hepsinin yoksullara sadaka olarak dağıtılmasını emretmişti. Arkasında bıraktığı eşlerine hiçbir miras bırakmamış, onları önce Rabbine, sonra ise anneleri oldukları ümmetine emanet etmişti.

            Hazreti Peygamber (S.A.V)’den sonra yolundan giden ashabı ve daha sonra da büyük alim ve velilerde bu konuda kendilerine O’nu örnek aldılar. Tüm yatırımlarını ahiret için yapmaya özen gösterdiler ve ellerine geçen dünyalıkları Allah (C.C.) yolunda infak etmenin çabası içerisinde oldular. Son asra gelinceye kadar, ecdadımız da Allah (C.C) yolunda mallarını harcamaya özen göstermiş, sonraki nesillerin faydalanması, yetişmesi ve dinin de güçlenmesi için arkalarında cami, medrese, imarethane ve her alanda faaliyet gösteren vakıflar bırakmışlardır. Bugün hala daha onların bize miras bıraktığı eserlerden faydalanmakta ve bu nedenle onları rahmet ve minnetle anmaktayız.

            Önceki dönemlerle kıyaslanamayacak ölçüde imkân ve şartlara sahip olan bu dönemin Müslümanları bizler, artık Cuma namazı kılacak cami bulmakta bile sıkıntı yaşıyoruz. Kırk- elli yıl önce yapılmış olan camilerimiz artık ihtiyaca cevap veremiyor. Din görevlisi yetiştirmek için açılmış olan İmam Hatip okullarımız çağımızın gerektirdiği donanımın çok gerisinde, lazım olan bir çok mekân ve malzemenin yokluğuyla yoluna devam etmeye çalışıyor. İslam’ın öğretilmesi ve ileride din hizmetlerinin en güzel şekilde yerine getirilmesi için bu kuruluşlarda bulunan yavrularımızın her ihtiyacının karşılanması biz Müslümanların boynunun borcu değil mi? Bu konudaki eksikliklerden dolayı eğitimlerini tam alamadan mezun olan bu çocuklarımızın vebali de bize ait olmayacak mı? Bu konularla ilgili Yüce Rabbimiz Kerim Kitabında ne güzel buyuruyor: ”Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.” (Bakara Suresi, 195.Ayet)

 Dünyanın geçiciliği, ahiretin ise ebedi oluşundan dolayı Yüce Rabbimiz bizi uyararak şöyle buyurmakta:” İman etmiş kullarıma söyle: "Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler." (İbrahim Suresi, 31.Ayet) Mallarını Allah (C.C.) yolunda harcayanlar için ise ne güzel müjdeler verilmiştir:” Onlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri Katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 274.Ayet)  O halde ölüm gelip bizi yakalamadan,  ayrıca biriktirdiklerimizin de bize faydası değil de zararının olacağı o güne hazırlıklı olalım, şu ayete kulak verelim: Sizden birinize ölüm gelip de:  "Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. (Münafikun Suresi, 10.Ayet)

 

Yatırımlarımız bize Allah(C.C.)’ın rızasını kazandırıyorsa, ahiret azığı olarak gönderebiliyorsak ne akıllı adamız! Ne mutlu bize! Yoksa çok yazık, çok yazı bize! Üstad Bediüzzaman’ın bir sözüyle bitirelim: “Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.“ Rabbim bizi malını rızasına uygun harcayanlardan kılsın. Amin.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir
Sarıkaya: Kandil zulmün, haksızlığın yıkılışı demektir