Advert
TOPLUMLARI DÜŞÜNENLER TAŞIYOR
Nevzat ÜLGER

TOPLUMLARI DÜŞÜNENLER TAŞIYOR

Bu içerik 1886 kez okundu.

        Çok rahatlıkla görebiliyoruz ki dünyada “başarı öykülerini” genellikle sıra dışı olup egemenler tarafından reddedilenler yazıyor. Reddediliyor olmak yanlış yolda olduğuna bir işaret sayılmaz. Çoğunlukla kendisine verilen görevi suya sabuna dokunmadan, her hangi bir riske girmeden yerine getirmek telaşında olanlar ise, “egemenlerden” yana olarak silik de olsa risksiz yaşamayı seçen insanlardır.

         Bütün Batı, Galileo’ya karşı çıkmıştı ama tarihte anılan Galileo oldu. Roman yazarları ve iyi okuyucular çok iyi bilirler ki, başarılı her insanın hayat hikayesinde önce itiraz vardır.

         Hz. Peygamberi düşünelim. Egemen ve kurulu düzen mensuplarından ölüm dahil ne kadar itiraz görmüştü. Yalnız Hz. Muhammed (as) değil, Hz Nuh, İbrahim, İsa, Musa hep itiraz görmediler mi? Ama tarihi şekillendirenler de onlar değil mi?

         Fatih itiraz görmedi mi? Vezirlerinden birini niçin astı? Yavuz itiraz görmedi mi? Bir ara arkasına bakmadan çölde yalnız başına yürümedi mi? Yoksa genellikle ibadeti iptal eden “Safevi Şiası” nasıl bertaraf edilebilirdi?

         Hangi keşfe, hangi buluşa, hangi kalkınmacı hamleye, hangi sanat başarısına bakarsanız bakın hep itiraz göreceksiniz. Ama başarı öyküsünü yazan herkesin ortak tavrına baktığımız zaman da iki özellik hep ilerde dikkat çekmektedir; “çok çalışmak ve ısrarcı olmak”.

         Başarı hikayelerini zevkle okuduğumuz liderlerin, sanatçıların, mucitlerin, yenilikçilerin, toplumlarına sıçrama yaptıran siyasilerin, yenilikçi fikirleriyle yaşantılarımızda yeni yollar açarak çözümler geliştiren, yaşadıkları dönemlerinin belli bir kısmında toplumdan aşırı tepki görenlerin aslında dünyamızın güzel yüzünün oluşmasında çok tesirli insanlar olduklarını unutmayalım.

         Elbette her başarının bir bedeli vardır. Daha da önemlisi başarı hikayelerine imza atan her insan önemli bir bedel de ödemiştir. Sıkıntılarını öğrendiğimiz zaman da bizler için onlar adeta birer şevk kaynağı olmaktadırlar.

         Hayat çizgilerinin yönünü beğeniriz veya beğenmeyiz bu ayrı bir konu ama Nurettin Topçu, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Orhan Pamuk, Cahit Sıtkı, Bediüzzaman, Yaşar Kemal, Orhan Veli, Akif İnan, Ahmet Kabaklı, Halil İnalcık, Sabahattin Zaim gibi yüzlerce insan çok rahat bir hayatın ortaya çıkardığı isimler değildir elbette. Ama bu gün iz bırakanlar listelerinin hepsinde de bu ve benzeri isimleri bulabiliyoruz.

         Galileo, Beethoven, Bach, Alex Haley, Walt Disney, Cervantes, daha yakın zamanda Elvis Presley gibi insanların başarı öyküleri öyle hep kabullerle değil aksine itirazlarla ve reddedilişlerle başlangıç yapılır.

         Birileri hep rahatsız edildikleri halde acaba neden rahat duramazlar? Yapılan onca baskıya rağmen, birtakım riskleri göze alarak, gerekirse dışlanmayı görmezden gelerek fikirlerinde neden ısrar ederler? Çünkü bu sıra dışı insanlar, yaşadıkları toplumu kendi alanlarında aşmış tarih yapıcılarıdır.

         İyi ki ısrar ediyorlar ama değil mi? Aksi halde statik ve monoton bir toplum hiç de çekilir bir şey olmazdı zannederim. Zaten onların ısrarcı, asi ve çalışkan davranışlarıdır ki toplumda konuşacak, tartışacak ve yeni fikirler üretecek ortamı bulabiliyoruz.

         Bu tipler hep bizim arzu ettiğimiz çizgide olmazlar elbette. Ama olsun, her çalışkan ve yeni fikir sahibi insan, en azından kendi mahallesini dönüşüme hazırlıyor. Belki bir gün paydalar eşitlenerek bir toplama işlemi gerçekleşebilir. Kaldı ki fikirsizlik ve silik yaşamak zannedildiğinden çok daha tehlikelidir. Adam boşuna; “akılsız dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun” dememiş. Akıllı olmayan insan, mükellef dahi sayılmıyor.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X