Advert
YETMİŞ YILLIK GEÇMİŞİMİZ
Nevzat ÜLGER

YETMİŞ YILLIK GEÇMİŞİMİZ

Bu içerik 1885 kez okundu.

       Osmanlı’nın gözden düşürülmesinden sonra 1945 yılına kadar dünyanın bir numarası İngiltere olduğu gibi, dünyanın da hakim ideolojisi vahyi düşünceyi dışlamak ve inkar etmek adına “modernizm” oldu. 1945 yılından sonra dünyanın bir numaralı koltuğuna ABD oturdu ve bu defa dünyanın hakim ideolojisi de “postmodernizm” oldu. O gün bu gündür AB bundan rahatsız ve üstünlüğün tekrar AB’ye geçmesi fırsat kollamaktadır.

         1945 yılında ABD bu üstünlüğünü devam ettirmek için NATO, IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşları devreye soktu. Özelde ABD, genelde BATI; IMF ve Dünya Bankası gibi Batı egemenliğinin aracı olan kuruluşlar eliyle dünya üzerindeki kendi dışındaki bütün medeniyetleri Batı medeniyeti normlarına dönüştürmeyi hep sürdürdüler. Türkiye’de siyasal sağcılar ise yakın bir zamana kadar bu kuruluşları tenkit etmek bir tarafa, kendi ülkesini savunurcasına onların savunuculuğunu ölümüne yaptılar. Zaten siyasal sağcılar için “liderimin yanlışı benim doğrumdan iyidir” klişesi aslında bu Batı hegemonyasının devamını sağlamaya yönelikti ama bizim insanımız bunu çok geç anlayabildi. Adına sol ya da sosyal demokrat denilen kitle de, Batı karşıtlığı adına bu defa “Komünist Batıyı” tercih edebildiler ancak. Bir taraf için ABD ne kadar tercihe değerse, diğer cenah içinse komünist batı makbul kabul edildi. Bu noktada Müslümanlar o yıllarda ayrı bir noktada durdular. Onlar dün de bu gün de inançların ve Türkiye’nin geleceğini güzelleştirmeye çabaladılar.

        Batı adına çok spot cümleler ve fikirler geliştirdi. “Modern Batı bilimi evrenseldir”, “Tarih lineerdir”, “Batı değerlerine karşı çıkmak çağdışı olmaktır” gibi cümleler bunlardan sadece birkaçıdır. Bu ülkenin akademyası da maalesef evrensele ait olmak ve ona uyum sağlamak için “Batı” yanlısı olmayı canına minnet bildi. Çünkü paranın, bilim adamı olmanın ve siyasetçi olmanın yolu Batı yanlısı olmaktan geçiyordu. Siyasette Necmettin Erbakan, Turgut Özal, Muhsin Yazıcıoğlu ve Tayyip Erdoğan ve arkadaşları “Batı karşıtı” olmak ve ciddi Müslüman olmanın düşman kazanmak için en kestirme yol olduğuna en yakından ve bizzat tanık oldular. Bu ve benzeri isimler Müslüman olmanın sorumluluğunu taşıdıkları için onun gereğini yaptılar çoğunlukla ama hep tenkit edildiler hatta tehdit edildiler.

         Bu anlayış bir salgın halinde dünyayı sardığı gibi ülkemizi de en azından çok konuda etkiledi. Hatta en sıradan davranışlar olarak; giyimde, yemekte, saç tıraşında, televizyon filmlerinin seçiminde, müzik tercihinde ve konuşma dilinde kullandığı kelimelerin seçiminde hep Batıyı esas aldı. Elbette bu davranışların daha gerçekçi olduğunu anlatmak için de bir çok “bilimsel gerekçeler”(!) üretildi. ABD’de, Çin’de, Rusya’da vb yerlerde en küçük olumlu ve olumsuz olaylar için günlerce yayınlar yapılırken, İslam dünyasında ki daha büyük benzer olaylara genellikle kayıtsız kalındı.

         Seksen milyonluk bir ülkenin yirmi milyonu tek bir şehre istif edildi. Çalışanlar günlük olarak 40-60 kilometrelik yolu ortalama 3-4 saatte gidip gelmeye başladılar. Çevre kirlenmesinde ve zamanın hay-huyla geçmesinde üzerlerine düşen görevlerini yaptılar. Dünyanın beş ülkesinin dünya GSMH’ sının yarısına hükmediyor olmaları bu insanları rahatsız etmedi. Sadece konunun tüketicisi oldular.

         Sonra bir adam çıktı ve “biz sağcı değiliz” dedi diye tam kırk beş yıl hücuma uğradı. Sonra bir başkası çıktı ve ilimi, parayı ve siyaseti tabana yaydı diye hücuma uğradı ve ölümünün normal ölüm olup-olmadığı üzerindeki şüpheler dağıtılamadı. Bir başka güzel adam “ben kendime Müslümanların iktidarını engelledi dedirtmem” dedi diye suikasta kurban edildi. Sonra bir başkası çıktı ve “Dünya beşten büyüktür ve IMF’yi istemiyoruz” dedi diye her türlü çirkin saldırının hedefi oldu. Lütfen biraz hassasiyet.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X