Advert
NAZIM HİKMET VE NECİP FAZIL
Nevzat ÜLGER

NAZIM HİKMET VE NECİP FAZIL

Bu içerik 1462 kez okundu.

          İkisi de aynı dönemin insanları. Biri ölümden öncesi ve sonrası için yaşamak istediği için hakikati keşif için kullanıyor zamanını, diğeri hiçbir sahada dört duvarı birlikte örememiş, elindeki istidat kumaşını ancak moda için harcamış bir mimar heveslisi.

          Nazım Hikmet, Mayakovski’nin adeta bir iz düşümüdür diyor Hakkı Süha. Zaten Nazım Anadolu’dan Rusya’ya geçmişti. Orada çektiği sıkıntılar bir yana, kafası ihtilalla dolmuş, şiirinin hem maddi hem de manevi cephesi kaybolmuştu.

          Hatta bir münekkidin onunla ilgili bir yazı yazarken şöyle dediğini okuyoruz: “Bir gün Nazım’ı Vakit’te görmüştüm. Daha birkaç kişi de beraberdiler. Sert, yalçın bir münakaşaya girmişlerdi. Ben bu mücadeleye hiç karışmadığım halde; sizin hepinizle anlaşabilirim ama Hakkı Süha ile hayır dedi. Ben de yarı şaka yarı ciddi; Elbette uzlaşamayız, senin özün sözüne uymuyor dedim. Proleter geçiniyor, lord gibi yaşıyorsun. Şaşırmıştı. Ne münasebet dedi. Şiir mecmuaların işte meydanda dedim. Şiirlerinde “Tavan arasındaki odama çekildim” diyorsun, kaloriferli dairede yaşıyorsun dedim.

         Bu ideal kahramanının idealistliğinin de nasıl bir mangır köleliği olduğunu son vesikalar, son makbuzlar ve son durumuyla öğrendik.

         Hiç şüphe yok ki Nazım Hikmet, büyük bir şair olmak için gerekli olan harca sahipti. Fakat elindeki istidat kumaşını münasebetsiz bir modaya uydurmak için paramparça etti ve sonunda “setr-i avrete” bile yaramaz kırpıntılarla kaldı. Halbuki çok iyi şiirler verebilirdi. O kafasında kurguladığı ideolojisine uydurmak için ucube bir devlet ve idare düşünmekten dolayı sonunda yel değirmenleri dövüşen bir Donkişot bile olamadı.

         Necip Fazıl, özellikle 1940 yılından sonra boş, renksiz ve heyecansız yazdığına kimse şahit olmamıştır. Bazıları der ki, edebiyatın her dalına değil de yalnız bir dalında kalabilseydi belki uluslar arası bir zirve olurdu. “Kaldırımlar” şiiri ve kitabı nedeniyle uzun bir süre “Kaldırımlar şairi” olarak anılmıştı. Kaldırımlar onun Örümcek Ağı isimli kitabından sonra yayımladığı ikinci kitabıydı.

         Büyük zekalar arada bir entelektüel krizlerine de uğrayabilir deniyor. Bu üstatta zaman zaman olan bir haldi. Bu zekaları doyurmak ve tatmin etmek oldukça zordur. Bu insanlarda başla gövde arasında amansız bir kavga her zaman olabilir. Çünkü onlar çevrelerini/ etraflarını zekalarının çapından küçük görürler. Ancak bu “kriz entelektüele” pek nadir tesadüf edilir. Bunlar bazen ilmin, bazen felsefenin bazen de sanatın dahileri olup, kendi alanlarında yeni devirler açabilen, yeni ekoller meydana getirebilen ender insanlardır. Onların hepsinin de ekolleri vardır zaten. Günümüz de birçok şairin şiirlerinde Necip Fazıl etkisi, fludan daha çok nete yakın bir siluet olarak görülmektedir zaten.

         Necip Fazıl zekasıyla ve yazılı ve sözlü sanatıyla toplumda önemli bir şöhrete sahipti. Şöhretin de zekaya yüklediği önemli borçlar vardır elbette. Zaten kabiliyetlerin hakları da vazifeleri de yok mudur? Onlar kabiliyetlerini konuşturacaklar, toplum da o kabiliyetlerin hakkı olan teveccühü gösterecektir.

         Hem Nazım Hikmet hem de Necip Fazıl kabiliyet ve yetenek kumaşına sahip iki şairdir. Bu iki şairden biri bu kumaşı Moskof'a çiğnetmiş ve şimdilerde yalnız belli birkaç konuda kendisinden bahsettirirken, diğeri bu toplumun ruh kökü diyerek kaleme aldığı şiirleri nedeniyle burçlara dikilmiştir. Önemli olan bu kubbede hoş bir seda bırakmak olmalıdır.

         İnsan su misali kıvrım kıvrım akarken, olukların nur akanından dökülmeye gayret etmelidir diye düşünüyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Takımımız ligde yer alacak
Takımımız ligde yer alacak