Advert
KADINLAR NEREYE SÜRÜKLENİYOR?
Habib KARAÇORLU

KADINLAR NEREYE SÜRÜKLENİYOR?

Bu içerik 357 kez okundu.

            Küresel emperyalizmin etki alanına her geçen gün biraz daha fazla giren ülkemizde neredeyse her gün bir şeyleri kutlamanın telaşı içerisindeyiz. Nedenini ve menşeini sorgulamadan bütün ulusal ve küresel gün kutlamalarına balıklama dalanlarımız da bayağı artmakta. Bu günlerde görüştüğümüz bu konulardan çok uzak olması gereken bir okul müdürümüz, okulda 8 Mart kadınlar gününü kutladıklarını, bayan öğretmenlere çiçekler dağıtarak, tatlı ikram ettiklerini keyifle anlatıyordu.

            Kadınlar günü diye bir gün nereden ve nasıl şekilde zuhur etmiştir? Diye merak edipte araştıranımız herhalde fazla değildir. Marksizm, Leninizm, Komünizm veya sosyalizm deyince tepki gösterenlerin, bu kadınlar gününü icat edenin çok ünlü bir komünist olduğundan haberleri de var mıdır acaba?

 Bu günün mucidi olan kişi Clara Zetkin (1857-1933) devrimci sosyalist ve Marksist- Leninist Alman bir kadın politikacı. 1910 yılında Danimarka’da düzenlenen 2.Enternasyonel (Uluslararası Komünist ve Sosyalist Partiler) toplantısında 8 Mart gününün “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını teklif eder ve kabul edilir. Gerekçe olarak da 8 Mart 1857 tarihinde Newyork’ta bir tekstil fabrikasındaki yangında ölen işçi kadınların anılması gösterilir. Oysa bu kazada 129 kadın ölmüşken, savundukları Marksist ideolojiden hareketle Rusya’da yapılan1917 Bolşevik ihtilali ve 1949 yılında Çin’de yapılan komünist  ihtilalinden sonra başta Rusya ve Çin olmak üzere Avrupa ve Asya ülkelerinde on binlerce kadın komünist zulme maruz kalacak, ya canını, ya ırzını, ya eşini, ya da çocuklarını ve de çoğunlukla vatanlarını kaybedeceklerdi.

Temeli dini, ahlak ve maneviyatı inkar olan Marksizm ve Komünizm bugün ülkemizde binlerce insanın hayatına mal olan bölücü terör örgütünün de ideolojisi değil midir? Bu ideolojinin marşı olan “Enternasyonal”ın bir kıtasında bakın ne diyor:                 

                                                     Tanrı, patron, bey, ağa, sultan

                                                      Nasıl bizleri kurtarır

                                                     Bizleri kurtaracak olan

                                                     Kendi kollarımızdır

                İslami kurallara karşıtlığı ile bilinen CHP ve HDP gibi partilerin 8 Mart Kadınlar gününe dört elle sarılarak, bunun üzerinden dini ve ahlaki değerlere saldırmaları meseleyi tüm açıklığı ile ortaya koymuyor mu? Her zaman olduğu gibi asıl niyetleri üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek olan bu seküler kesimler kadın haklarını istismar etme de o kadar ustalaşmışlardır ki, en usta siyasetçi ve aydına bunu kolaylıkla yutturabilirler. Yıllardan beri Doğu yöremizde kandırdıkları bir çoğu küçük yaştaki masum kızlarımızı dağlara kaçırarak onların namuslarına el uzatan bölücü örgütün zihniyetine mensup belediyeler bu konuyu o kadar istismar etmişlerdir ki, on beş on sekiz yaş arası yapılan evlilikleri “tecavüz” olarak nitelendirerek kendi rezilliklerini örtmeye çalışmışlardır. Aynı şekilde İstanbul’daki bazı CHP’li belediyelerin 8 Martı bahane ederek billboardlara verdikleri reklamlarda her türlü cinsel sapkınlık meşru ve bir hakmış gibi lanse edilmektedir.

            Dini söylem ve yaşantıdan uzak kesimlerin bu çabalarını gayet iyi anlıyoruz da muhafazakâr ve dindar olduğunu söyleyenlerin bu konudaki tutum ve davranışlarını anlamakta zorlanıyoruz. Son yıllarda “pozitif ayrımcılık” adı altında güya zahiren kadının lehine görünse de aslında sonuç itibarı ile aleyhine olan o kadar çok hukuki ve sosyal düzenlemeler yapıldı ki, sanıyorum bu konularda başta Avrupa olmak üzere tüm dünya ülkelerini sollamış bulunmaktayız. Bundan dolayıdır ki boşanmalarda müthiş artışlar yaşanmakta, koca cinayetleri birbirini izlemekte, gençler evlenme konusunda büyük tereddütler yaşamaktadırlar.

            Kadını her alanda kullanma ve istismar etme gayret ve çabası içerisinde olan Vahşi Kapitalist sistem, kurmak istediği köle düzeni için karşısında en büyük engel olarak İslam’ı görmektedir. Daha önce dinde reform adı altında haramlardan soyutlamak suretiyle kiliseye hapsettikleri Hıristiyanlıktan sonra İslam’ı da camiye hapsetmek istiyorlar. “Dinler arası diyalog”, “Ilımlı İslam” projelerinden sonra şimdi de piyasaya sürdükleri “peygambersiz İslam” projesiyle İslam’ı günlük hayattan soyutlamak suretiyle, kendileri için engel olmaktan çıkarmak istiyorlar.

            Yüce Rabbimizin her iki dünya saadeti için gönderdiği Yüce dinimiz ta bin 400 yıl önce kadınlara haklarını vermiş ve onları anne olmaları şerefinden dolayı insanlar içerisinde en yüksek yere koymuştur. Ebû Hüreyre (R.A.)şöyle anlatır: Biri Resûlullah (S.A.V.) efendimize gelerek dedi ki: - Ey Allahın Resûlü, kime iyilik edeyim? Peygamber efendimiz (S.A.V.) buyurdu ki: - Annene. - Sonra kime? - Annene. Sonra kime? - Annene. Adam tekrar, “Sonra kime?” diye sordu. Peygamber efendimiz(S.A.V.) bu sefer, “Babana” buyurdu. Kadına bu kadar değeri veren başka bir din veya sistem var mı? Annelik şerefine haiz olanlar için İki Cihan Serveri Hazreti Peygamber (S.A.V.) buyurmamış mı idi ki: “Cennet annelerin ayakları altındadır.” Diye. Bundan dolayı yüzyıllardan beri Müslümanlar, belki birçok kimsenin hatırını saymasa bile asla annesinin hatırını kırmamış, onu baş tacı etmişlerdir.

            Kadını iş hayatına sokmak ve sokağa taşımak için çok çaba sarf eden günümüz sistemleri onun narin yaratılışına aldırmadan sırtına öyle yükler bindirmişlerdir ki, sonuçta günümüz kadını isyan noktasına gelmiştir. Oysa asıl fonksiyonundan uzaklaşarak kendi gücüne ve yaratılışına bakmadan erkeklerle yarışmaya kalkışan kadınlar kendilerine tanınan hakları ve  “pozitif ayrımcılığı” yeterli görmeyerek ha bire hak aramanın peşinde koşmakta, Fenimizme dört elle sarılmaktadırlar. Bu yazıyı yazarken bir taraftan da televizyondaki bu günle ilgili programlara göz atıyorum, acaba kadınlar ne düşünüyorlar diye? Bir kanalda, avukatlık yapmakta olan bir hanım anlatıyor:”Önemli bir duruşmam vardı, ancak kundaktaki bebeğimi o gün teslim edecek bir yer buladım, öyle bunalmıştım ki tepki olsun diye bebeğimle duruşmaya girdim. Çok büyük tepki almıştım. Fakat sonradan öğrendim ki adliyede benim gibi aynı sıkıntıyı yaşayan bir sürü hakime hanım ve çalışan varmış.”

            Başka bir televizyon kanalında Almanya’da ki gurbetçi bir yaşlı hanım anlatıyor, altmışlı yıllarda çocuklarını geride bırakarak gittiği gurbette yaşadıklarını:”Üç aile küçük bir dairede kalıyorduk. Hiçbir eşyamız yoktu. Fabrikada makinelerin başında sürekli gözyaşı döküyorum, çocuklarımın hasretine dayanamıyordum. Neticede sol gözümde başlayan rahatsızlık sonucunda gözümü almak zorunda kaldılar. Ameliyatı yapan doktor bunun psikolojik sıkıntıdan kaynaklandığını söyledi, evet doğruydu, ağlaya ağlaya kör olmuştum.”

 

            Sonuç olarak hanımlarımıza şunu söylüyoruz: Siz değerli anneler, muhterem eşler ve göz bebeğimiz kızlar! Sizler bize Yüce Rabbimizin kutsal emanetlerisiniz, biz size saygı duymaya, hürmet göstermeye, sizi korumaya, her türlü ihtiyacınızı karşılamaya yine O’nun tarafından memur edilmiş kimseleriz. Lütfen bunu iyi anlayın ve etrafınızdaki erkeklere anlatın. Buna layık olmak için de ırzınızı koruyun, harama düşmeyin, sabırlı olun, elinizdekine kanaat edin. Sahip olacağınız hiçbir görev, makam ve dünyalık sizin aile saadetinizden, eşinizden ve çocuklarınızdan asla değerli olamaz. Rızkı veren Allah(C.C.)’tır ve bu hiçbir zaman değişmez. Bir erkeğin kadınlığa özenmesi nasıl yanlışsa, sizde erkeklere özenmeyin. Çünkü Yüce Rabbimiz insani iki ayrı cins olarak yaratmış, farklı özellikler vermiştir. Hepinize Yüce Rabbimizin rızasını kazanmanız yolunda başarılar diler, hürmetlerimi sunarım, Muhterem Annelerimiz. Amin.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Vali Kaldırım’dan Mevlid Kandili mesajı
Ters lale tohumları toprakla buluştu
Ters lale tohumları toprakla buluştu