Advert
İSLAMI GERÇEK ANLAMDA YAŞAMAK
Habib KARAÇORLU

İSLAMI GERÇEK ANLAMDA YAŞAMAK

Bu içerik 314 kez okundu.

Geçenlerde İslam’ın yaşanması konusunda sohbet ettiğimiz çok muhterem bir hocamız yaşı yüze yaklaşmış olan babasından dinlediklerini naklediyor:”Babam dedi ki:”Oğlum, şunu iyi bilin ki, İslam’ın bu ülkede güçlenmesi için şu camilerde namaz kılan cemaat gerçek anlamda Müslümanlığı yaşasa, bütün ülkenin dindar olması için yeter. Belki bu biraz zordur, ilimi seviyeleri yeterli olmayabilir, şu cemaatlere önderlik yapan görevlilerimiz canı gönülden İslam’ı anlatıp yaşasa yine bütün halk dinine dört elle sarılır. Hadi bunlardan da vazgeçtik bu görevlileri yetiştiren din alanında yüksek tahsil yapmış olan kimseler ve de bunların hocaları İslam’ı gerçek anlamda anlatsa ve yaşasa yine bu memlekette çok şey değişecek, millet topyekün aslına dönecek, amma ne yazık ki bütün bunları çok az görebildik.”

            Osmanlı devrinin son temsilcilerinden olan ve o terbiye ile yetişmiş bu muhterem amcamızın tesbitlerine katılmamak mümkün mü?  Yerden göğe kadar haklı! Bize kadar ulaşıp gelmiş olan İslam dini, Hazreti Peygamber (S.A.V.)’den itibaren sadece anlatılarak yayılmadı, yaşanarak vücut buldu ve o şekilde müntesibleri hızla çoğaldı .Hazreti Peygamber (S.A.V.)’i her konuda örnek alan sahabe O’nun gibi olmaya, O’nun gibi yaşamaya gayret etti. Daha sonraki dönemlerde Müslümanlara dini vazifeler ve ilimlerde önderlik yapan zevat-ı kiram yaşantılarında Sünnet-i seniyyeye harfiyen uyan, dünyevi bütün meselelerde takvayı tercih eden ve de iyilikte ve güzel hasletlerde halka örnek olan kimselerdi.

Anadolu’nun ve şu andaki birçok Müslüman coğrafyasının İslamlaştırılması, o beldelere fetihlerden önce giden Alperenler, dervişler, sofiler ve Allah dostları veliler eliyle gerçekleştirilmiştir. O mübarek insanlar dil ile değil hal ile İslam’ı anlatmış ve çok etkili olmuşlardı. Onların doğruluğuna, dürüstlüğüne, cömertliğine, fedakârlığına, velhasıl güzel ahlakına hayran kalan yerli halklar daha önce hiç görmedikleri bu yüce ve ulvi şahsiyetler karşısında tam bir ihlâsla eski dinlerini terk ederek hidayete ermişlerdi. Allahü Teâlâ’nın rızasına odaklanmış, dünyaya ehemmiyet vermeyerek ahreti hedef almış bu kahramanlara kim engel olabilirdi ki?

Günümüze dönüp de kendi ecramımıza şöyle bir bakacak olursak, neredeyse yüz seksen derecelik bir sapmayla ters yola girdiğimizi söyleyebiliriz. Artık günümüzde yeni nesillere örnek olarak gösterebileceğimiz canlı örnekler ne yazık ki pek çok az. Peki, bu sapma ne zaman ve nereden başladı? Dersek, Müslümanların son dört asra ait tarihlerini İslam’ın temel ilke ve prensipleri açısından incelediğimizde sorumuzun cevabını bulacağız. Ecdadımızın tüm kutsallarını “Dinü devlet-Mülkü millet” diye adlandırdığı bütünlük içerisinde dinin devletle ne denli bütünleşerek tek parça olarak algılandığını, saltanatın ve sahip olduğu vatanın da ne denli milletle yekvücut kabul edildiğini tarihimizde görmekteyiz. Kendilerine model olarak Asr-ı Saadet dönemini almış olan Müslümanların emir ve amirleri yönettikleri insanlar tarafından aynı zamanda dinin koruyucusu ve önderleri olarak halk tarafından rağbet görmüşlerdi. Bu zevat, ilmiye, adliye ve mülkiye görevlerini birlikte yürütmeye muktedir kimselerdi.

Surette değil özde İslam’ı yaşamak yani ihlâslı olmak hakiki Müslüman’ın şiarıdır ki Resulullah (S.AV.) bu konuda şöyle buyuruyor:"Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar." (Müslim, Birr, 33)Bu hadis-i şeriften şunu iyi anlamalıyız ki, günümüzde dini konularda nutuk atanların süslü laflarına, bazen mangalda kül bile bırakmayanların iddialarına, saç ve sakallarına, televizyon ekranlarında ahkam kesip, gerdan kıvırmalarına  hemencecik rağbet etmeyeceğiz, onların insanlarla olan muamelelerine ve ihlaslarına bakacağız, Kur’an ve Sünnet ölçüsüne ne kadar bağlılar acaba? Diye araştıracağız. Din ile çıkarları çakıştığında hangisini tercih ediyorlar? Eğer ahreti dünyaya tercih ediyorlarsa korkmayın peşlerinden gidin, dünyacılarsa onlardan uzak durun,  öyle sınayıp denemediklerinize dört elle sarılmayın!

 

İçinde bulunduğumuz şu dönem zarfındaki gelişmelerden anlaşılıyor ki biz Müslümanları çok zor günler beklemekte. Tabi toplumun birçoğu henüz bunun farkında olmayarak “eski hamam, eski tas” düzenine devam etmekte, onları da uyarmak bizim vazifemiz. Bütün Müslümanlara Asr Suresini tekrar hatırlatıyoruz:”  Asra yemin olsun ki. Muhakkak İnsanlık hüsrandadır, (yanlış yolda). Ancak iman edenler ve salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” Sadece kendimizi kurtarmanın değil etrafımızdaki bütün Müslümanları kurtarmanın çabası içindeysek bize ne mutlu! Yüce Rabbimiz ne güzel buyuruyor: "Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz…(Al-i imran 110.Ayet-i Kerime) İşte gerçek İslam budur, sadece kendi nefsini düşünen değil, tüm ümmetin derdiyle dertlenen Müslümanlardan isek bize ne mutlu! Yüce Rabbimiz bizi ümmet şuuruna sahip Müslümanlardan kılsın. Amin.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Büyük bir israfın önüne geçildi!
Büyük bir israfın önüne geçildi!