Advert
MERKEZ BANKASI BAŞKANI KİM OLACAK?
Nevzat ÜLGER

MERKEZ BANKASI BAŞKANI KİM OLACAK?

Bu içerik 1919 kez okundu.

1960 ihtilalından sonra başlamak üzere Merkez Bankası Başkanı tayini büyük sermayenin onayı alınarak atanması bir teamülken(!), 2006 yılında AK Parti hükümeti, görev süresi dolan Süreyya Serdengeçti'nin yerine Merkez Bankası Başkanlığına Adnan Büyükdeniz'i, TÜSİAD'ın görüşünü almadan önerdi. Adnan Büyükdeniz o zaman bir Katılım bankasının başarılı bir Genel Müdürü iken, birdenbire hakkında medya kanalı ile bu atama teklifi üzerine piyasada olumsuz bir hava estirildi. Dönemin Cumhurbaşkanı, köşke onay için gönderilen Büyükdeniz'e ait Bakanlar Kurulu kararını veto etti. Dahası halen Başbakan Yardımcısı olan Mehmet Şimşek'in Merkez Bankası Başkan Yardımcılığına atanmasını da geri çevirdi. 

Tabi Merkez Bankasının eski çalışanları da TÜSİAD'ı etkileyerek bankaya dışarıdan bir atamayı engelliyorlardı. Bu konu sanki masum bir konu gibi ortada duruyordu ama kazın ayağı hiç de öyle değildi. Çünkü Merkez Bankası çalışanlarının kurduğu bir vakıf vardı ve vakfın yönetimine dışarıdan gelecek bir başkanın müdahalesi istenmiyordu. Zira Vakıf, Merkez Bankası'ndan emekli bazı üst düzey yöneticilere binlerce lira aylık emekli maaşı ödeyen bir kuruluştu. “Merkez Bankası Mensupları Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfı” elde ettiği gelir ile Türkiye'nin en büyük finansal kuruluşlarında birisi konumunda idi. Bankadan emekli olanlara, emekli sandığından aldıkları emekli aylığının haricinde vakıftan emeklilik pozisyonlarına göre ayda 400 TL ile 31.500 TL arasında değişen paralar ödeniyordu. Ayrıca mesela 2003 yılında vefat eden bir üyenin yakınlarına 437.000 TL yardım yapılmıştır. Vakıf, kendi üyelerine kredi de veriyor. Vakıf Kurumlar vergisinden muaf ve sigortacılık da yapabiliyor.

Bankanın 1930–1970 yılları arasında hisselerinin önemli bir kısmı yabancılara aitti. AK Parti 2002 yılında yabancıların hisselerinin yüzde 6'dan fazla olamayacağı ilkesini getirdi.

Rakamlar yalan söylemiyorsa Türkiye'de sivil iş gücü arzı 30 milyon civarında. Bunun da %10'u işsiz durumda.

2002 yılı sonu itibariyle bu ülkedeki yoksul sayısı 18–19 milyon iken, 2015 yılı sonu itibariyle bu rakam ancak beş milyona gerilemiştir. Kayıt dışı çalışanlar hızla azalıyor ama sayıları hala birkaç milyon civarında.

Türkiye'de ilk defa AK Parti iktidarında nokta hedefler vurulmaya başlandı. Sağlık alanında, eğitim alanında, ihracat alanında, enflasyonun düşürülmesinde, Türk Parasına itibar-değer kazandırılmasında alınan mesafe alkışlanmaya değer bir noktada. 

Tabi sıkıntılar da var hala. Bir ülkede yaşayan insanlar kendilerini hala siyaset kurumu üzerinden tanımlıyorlarsa orada bir sakatlık var demektir. Yani öne çıkaracağı en belirgin vasfının particilik olduğunu söyleyen insan kontrole muhtaç demektir, mesleği yok demektir.

Günümüzde Türkiye'nin değişmesine ve gelişmesine engel olmak isteyen güçler var. Bunların sayıları aslında 10.000 civarında ama etkili noktalardalar. Bir kısmının sesini gazete köşelerinden ve çoğunlukla da yurt dışından duyuyoruz.

Türkiye'de 1983 yılında Turgut Özal'ın iktidara gelmesinden 12 Eylül 2010 tarihine kadar geçen sürede, yargı istediği zaman yürütmeyi ve yasamayı iş yapamaz hale getirmeyi vesayet rejiminin bir gereği olarak görmüştür.

Mesela yargı, 1983 yılından itibaren özelleştirme konusunda kendisini hem yasama hem de yürütmenin üzerine çıkarmıştır. 1994 yılında, 40 milyar dolar değer biçilen Türk Telekom özelleştirmesini iptal ederek iki şeye sebep olmuştur: Birincisi aynı kuruluş daha sonra 2006 yılında ancak 12,5 milyar dolara satılabilmiştir, ikincisi de o yıllarda kamunun toplam dış borcu olan 24 milyar doların katlanarak büyümesine neden olmuştur. Bilirkişi raporları dahi hazırlanmadan doğrudan mahkeme kararıyla yapılan iptallerin ülke ekonomisine maliyeti toplamda tam 600 milyar dolara ulaşmıştır demektedirler.

Bütün bu önemi göz önüne alındığında Merkez Bankası Başkanlığı'na acaba kim atanacak?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X