Advert
İSLAM ÂLEMİNİ SARSAN İKİ AĞIR İMTİHAN
Habib KARAÇORLU

İSLAM ÂLEMİNİ SARSAN İKİ AĞIR İMTİHAN

Bu içerik 308 kez okundu.

Artık neredeyse herkesin ağzına sakız ettiği bir konu var ki; geçmişte ve günümüzde birçok İslam âliminin fikir ileri sürmekten imtina ettiği Hazreti Osman (R.A.)’nın şahadetiyle ortaya çıkan, sahabe arasındaki ihtilaflar meselesidir. Her önüne gelenin fikir yürüttüğü ve kendince yorumladığı bu konular günümüz Müslümanlarının arasındaki siyasi çekişmelere malzeme yapılmakta ve gitgide ilmi ve tarihi hakikatlere çok ters, magazinsel bir hale çevrilmektedir. Aslında İslam’ı durdurmak ve Müslümanları parçalamak amacıyla çıkarılmış olan bu fitne İslam düşmanlarınca her dönemde çeşitli şekillerde yeniden ısıtılarak önümüze konulmakta ve her defasında yeni taraftarlar bulabilmektedir.

Malum mihrakların ortaya attığı yeni kavram, ”Muaviye Siyaseti” dir. Tarihte Müslümanlara ihanet eden, onlara çok büyük zulümler yapan ve de isimleri nefretle anılan birçok zalim varken, nedense, onlar günümüzün kirli siyasetine örnek verilmez de niye Hazreti Peygamber (S.A.V.)’in Vahiy Kâtipliğini yapmış  ve Güneydoğu Anadolu ve Kıbrıs dâhil birçok beldenin fethini gerçekleştirerek Bizans’a kök söktürmüş bir sahabe örnek gösterilir? Hedef bellidir, Siyonist Yahudi yine bir taşla birden çok kuş vurmanın peşindedir. Fitne fesat çıkarma konusunda beş bin küsur yıllık bir tecrübeye sahip olan bu zihniyet, tarihi olması yanında güncelliğini koruyan Haşim oğulları (Ehli Beyt) ve Ümeyye oğulları (Emeviler) arasındaki hilafet meselesini Müslümanların arasını açmak, kafalarını karıştırmak ve geçmişinden soğutmak için hep kullanmıştır, kullanacaktır. Peki, her defasında Müslümanlar bu oyunlara niçin düşmektedirler?

Ülkemizle birlikte diğer İslam beldelerinde, farklı zamanlarda fakat aynı amaca yönelik olarak yapılmış olan eğitim ve kültür devrimi faaliyetlerinin sonucunda özünü ve hafızasını büyük ölçüde kaybetmiş olan günümüz Müslümanları kolay bir şekilde kandırılıp yönlendirilmektedirler. Bunun en bariz örneği yanı başımızdaki IŞİD ya da DAiŞ diye adlandırılan henüz ne olduğu kesin belli olmayan fakat İslam’a ve Müslümanlara önemli ölçüde zarar veren nev zuhur harekettir ki, işin içinde veya başında olanlar bile nereye gittiklerini ve ne yaptıklarını bilememektedirler. Önce Afganistan, daha sonra Irak’ta taraftar bulan bu akımlar Suriye iç savaşıyla birlikte geçmişteki “Hariciler”in rolüne bürünerek “tekfir” silahıyla terörü yayarak masum insanların kanına girmektedirler. Bu güruhların hedef aldığı kitleler özellikle Şiilerdir ki, zaten işin püf noktasını da bu mesele teşkil etmektedir.

Yaklaşık bin dört yüz yıllık oyunun konusu Müslümanların bölünmesi ve birbiriyle çatıştırılmasıdır. Tabii bu o kadar basit ve kısa zamanda gerçekleştirilecek bir oyun da değildir. Her defasında yeni aktörler, yeni kostüm ve dekorlarla birlikte yeni bir sahne bulmak oldukça zordur. Çok uzun ve yorucu bir çalışmanın sonucunda senaryoda da ufak değişikler yapılarak oyun sahneye koyulur. Oyunun perde arkası anlaşılmasın diye sahne daima loş ışıklı ve toz duman içerisindedir. Oyun uzadıkça kaybedilen aktörlerin yerine önceden hazırlanmış olan bol sayıdaki yedek aktörlerden uygun olanlar sahneye sürülür. Oyun bittiğinde aktörlerin çoğu ya imha edilmiştir, ya da bilinç kaybına uğratılarak mankurtlaştırılmıştır. Çok azı, oynanan oyunun farkına vararak kullanıldığını fark edip pişmanlık duysa da artık girilen yoldan geri dönme imkanını bulamaz.

Geçmişi iki asırdan daha uzun bir zamana dayanan IŞİD felsefesi temelde Arabistan çöllerinde ortaya çıkmış, varlık sebebi olarak önce bid’atları, daha sonra Şiiliği hedef almış olan reaksiyoner  ve radikal bir İslami harekettir. Daha 18.yüzyılın başlarında, küfre düştükleri iddiasıyla Kerbela’da Şiileri katleden bu hareket, bid’attır, şirktir diye yüzlerce âlimin türbesini yıkmış, binlerce mezarı tahrip etmiş ve daha birçok İslami eseri ortadan kaldırmıştır. Şiilikteki ifratların tam tersi tefrite düşen bu hareket asrımızda da birçok Müslüman’ın kanının dökülmesine sebep olmuştur. 1980 yılında başlayıp yaklaşık sekiz yıl süren İran-Irak savaşına doğrudan destek veren S.Arabistan ve Körfez ülkeleri bir milyona yakın Müslüman’ın katline ortak olmuşlardır.

Geçmiş ve günümüzdeki Siyonist Yahudi- Haçlı ittifakının İslam dünyasındaki en önemli hedefi Müslümanları birbiriyle çatıştırmak, böylece onları kendileri için tehlikesiz bir hale getirip kolayca yutabilmektir. Bunun için kullanılmaya en müsait gruplar Şiiler ve kendilerine Selefi diyen radikal gruplardır. Bugün Suriye ve Irak başta olmak üzere diğer İslam beldelerinde eğer Müslümanlar birbirinin kanının döküyorsa nedeni bu bağnaz Müslümanlar ve onların yanlış İslam anlayışıdır. Bu zaviyeden madalyonun öteki yüzüne baktığımızda malum düşmanların en çok korktuğu ve hiç hoşlanmadığı gurup ve hareketler ise Ehl-i Sünnet akaid ve fıkhına bağlı dört mezhebin mensuplarıdır. Bunlar içerisinde asıl hedef alınan kitle  ise Hanefilerdir. Hanefi mezhebinin diğer üç mezhepten farkı, Ehl-i Rey yani ictihadlara dayalı fıkıh anlayışına sahip Irak ekolünden gelmesidir ki, bu nedenle İslam’ın dinamik, dışa açık, çağdaş ve hoşgörü yönünü temsil etmesidir. İşte bu nedenle özellikle Anadolu, Irak ve Balkanlarda çok güçlü olan bu mezhebin zayıflatılması içinde özel projeler hazırlatılıp uygulamaya konulmuştur.

Başta kendi coğrafyamız olmak üzere bütün bu olup bitenlerden kurtulmanın tek yolu Kur’an  ve Sünnete dönüştedir. Müslümanlar kendi aralarındaki meselelerini ancak bunların hakemliği ile halledebilirler. Şimdi  denilecek ki,” zaten en büyük ihtilaf Kur’an’ı yanlış yorumlamaktan kaynaklanmıyor mu?” diye. Elbette ki öyle olsa da, bu işi yine gerçek İslam âlimleri bir araya gelerek çözeceklerdir. Bunun başka da bir yolu yoktur.

 

Artık Müslümanlar Batının yörüngesinden kurtularak kendi yörüngelerinde birbirine dayanarak birlikte hareket etmek zorundadırlar. Başka da çareleri kalmamıştır. Yüce Rabbimiz öyle buyurmuyor mu:”  Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Al-i İmran Suresi 103.Ayet) Ve yine O’nun Resulu (S.A.V)’ de Veda Hutbesinde “Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve sünnetim. Bu ikisi (kıyamette) havza kadar ayrılmadan beraberce geleceklerdir.”(Hâkim,1/93) dememiş miydi? O halde bütün Müslümanlar aklımızı başımıza alalım ifrat ve tefritlere düşmeden orta yolu takip edelim, hayırlı olan da budur. Yüce Rabbimiz:”Böylece, sizler insanlara birer şahit olasınız ve Peygamber de size bir şahit  (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla, gerisin geriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.” Yüce Rabbimiz tüm Müslümanlara işte bu şuuru nasip etsin! Amin!

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Altay maçı Sivas’ta oynanacak
Büyük bir israfın önüne geçildi!
Büyük bir israfın önüne geçildi!