Advert
SESSİZ DEVRİMLER DEVAM EDİYOR
Nevzat ÜLGER

SESSİZ DEVRİMLER DEVAM EDİYOR

Bu içerik 1893 kez okundu.

Devlet hala bu ülkede zenginleşmenin kaynağıdır. 1923 İktisat Kongresinden sonra nasıl Vehbi Koç zenginleştirilmişse, daha yakın zamanlarda da Aydın Doğan aynı yolla oldukça zenginleştirilmiştir. Zenginlerimizin büyük çoğunluğu devlet eliyle zengin olmuştur. Yani devlet hala zenginleştirme aracı olmaya devam ediyor denebilir mi? Devlet mallarının nasıl satılacağı ve kiralanacağına ilişkin düzenleme daha 1927 tarihli Muhasebe-i Umumiye kanununda belirlenmişti. Hatta1932 doğumlu Sümerbank tesislerinin kuruluşunda, bu tesislerin halka nasıl devredileceği belirtilmişti.

Bizde imalat sanayinde yapılan, hammaddeyi devletten ucuza alıp, mamul hale getirdikten sonra yine devlete ve halka pahalıya satmak çok normal görülmüştür uzun zaman. Özelleştirmeler arttıkça bu mekanizma da kırılıyor ama birileri de hükümete diş biliyor.

Yargının ürettiği adalet hizmetine eğer bir meta gözüyle bakarsak, belli bir periyotta ürettiği 1900 kararın, 1785’inin 2010 yılına kadar AİHM’den döndüğünü görürüz. Demek ki kaliteli mal üretemiyoruz.

Statükocu zihniyet, bu ülkeyi KİT’ler yoluyla uzun yıllar soydu. Özel bankalar KİT’lere yüksek faizle kredi verdi ve yine özel sektör KİT’lerin ürettiği malı ucuza alıp, pahalıya sattı.

Şimdi Ak Parti kamu harcamalarını düzenlerken düşük gelir gruplarına öncelik veriyor. Sağlık hizmetleri, herkese sağlık sigortası, herkese on sekiz yaşına kadar karşılıksız sağlık hizmeti, eğitimde bedava kitap dağıtımı vs. hep bu anlayışın yansımalarıdır. Bir adım daha atarak, herkesi konut sahibi yapmak ve bedelini yok denecek bir miktarla ödetmek hep dar gelirliler için düşünülmüş uygulamalardır. Böylece dar gelirliler açısından ilave gelir sağlanmış olmakla kalmayıp, onların da birinci sınıf vatandaş konumunda olduğunu göstermiştir. Asgari ücretin net 1300 TL’ye çıkarılması ile 740.000 taşeron işçisinin bir defada kadroya alınacak olması olumlu düzenlemelerin devam etmekte olduğunu gösteriyor.

Bu uygulama ilk bakışta kolay gibi görünüyor ama pasta paylaşımında dar gelirlilerin öne alınması, zenginlerin pastadan aslan payı alma anlayışını bozdu. Gerek Turgut Özal’ın, gerek Tayyip Erdoğan’ın, gerekse Ahmet Davutoğlu’nun TÜSİAD ve benzeri kurum ve mensuplarıyla çatışmasının altında yatan esas nedenlerden biri de budur.

Mart 2010 tarihinde hükümetin IMF heyetine “sizinle program anlaşması yapmıyoruz” demesine, TÜSİAD üyelerinin kızgınlıklarının arkasında da, muhtemel bir anlaşma sonucu alınması gereken parayı kaçırmış olmanın verdiği bir hiddetlenme vardı.

Son 14 yılda hükumet, reel ekonomiden değil, rantlardan para kazanan büyük iş adamlarının dengesini bozdu. 1983 sonrası oluşan yeni zengin gruplar, yeni akademik unvanlı insanlar ve yeni siyasiler Türkiye’de tepe noktalara çıktı. Sonuçta “kendisi muhafazakâr-demokrat, ürettiği mal dünyalı” olan bir sermaye gurubu, bilim adamları ve siyaset adamları artık oldukça görünür noktalarda duruyorlar. Mesela 2009’da Anadolu Sermayesinin, Türkiye’nin ilk 500 şirketini oluşturan kuruluşları içindeki toplam cirosu 73,4 milyar lira. Bu Türkiye’nin Gayr-ı Safi Yurt içi Hasılasının yüzde 7,7si demektir. Yaptıkları ihracat ta 12,1 milyar dolar. Yani Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 12,3 üne tekabül etmektedir. Bu şirketler çok büyük olmadıkları için üretim ve karar mekanizması olarak kolayca dönüşebiliyor, teknolojiyi çok hızlı içselleştirebiliyor. Kendilerine KOBİ denilen bu kuruluşlar, maliyet girdilerini azaltması kaydıyla, “devlet” kavramına ancak dış zorlukların aşılmasında kolaylık sağlayıcı bir faktör olarak bakarken, rantiye sınıfına mensup olan kişi ve kuruluşlar ise kişisel borçlarını ödetmek için “devlet başımızdan eksik olmasın” diyorlar. Çünkü devletin sırtından geçinmeye alışmış olanların devlet desteği olmadan ayakta durabilmeleri değil ama gönüllerince büyümeleri oldukça zordur.

         Türkiye son 14 yıldır dünyada sanayileşen ülke olarak kabul ediliyor. Sıralamadaki yeri de 17. sıradır. Hatta ülkenin birçok bölgesi sanayi bölgesi olarak kabul ediliyor. Batı’nın ve Batı sevicilerin rahatsızlıkları da buradan geliyor. Peki, yerli düşünce sahibi olduğunu söyleyenlere ne oluyor?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X