Advert
KUTLU DOĞUM VE O
Nevzat ÜLGER

KUTLU DOĞUM VE O

Bu içerik 1861 kez okundu.

         Kutlu doğum.  Hem de nasıl bir kutlu doğum! Ne güzel ifade etmiş Mevlid yazarı Süleyman çelebi; “Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır / Bu gelen tevhid ü irfan kanıdır.” “Bu gece şadan olur erbab-ı dil / Bu geceye can verir ashab-ı dil.”

         Bu gelen alemlerin efendisi, gönüllerimizin sultanı, insanlığın kurtarıcısı bizim Peygamberimiz HZ. Muhammed aleyhisselamdır. Bu gelen;

         -Bütün peygamberlere reis, bütün insanlığa hatip, bütün gizli hazinelerin anahtarı ve bütün alemin mutluluk vesilesidir. “Beşer için öyle bir istikbalden haber veriyor ki, dünyevi istikbal ona nispeten bir katre hükmündedir.”

         - Allah’ı insanlara o anlatacaktı, Allah’ın isim ve sıfat hazinelerini insanlara o tarif edecekti. O, “hutbe-i ezeliyeyi okuyan” ve kainatın nasıl ve niçin olgun olduğunu keşfeden canlı bir güneştir. O, bizi yaratanın bizden neler istediğini anlatacak, onları yapanların mükafatlarını, onlara inanmayanların da karşılaşacakları cezaları anlatacaktı.

         -O’nun davasını ifade eden “La İlahe İllallah” tevhid kelimesini bütün insanlık vird edinecekti. Bundan dolayı bütün yeryüzü ona mescit olacaktı. O’nun minberi Medine, mihrabı Mekke olduğundan bütün insanlık oraya yönelecekti. Sonra inanan milyarlarca insanlar, meşreplerine göre çeşitli usullerle aynı hedefe kilitlenerek hedefe koşacaklardı.

         -La İlahe İllallah, Allah’ın yegane ilah ve tapılacak olduğunu ilan eder ama nefis kendisinde bir rububiyet görür, şeytan da bu konuda ona yardımcı olur.

         -İnananlar imanlarından, inanmayanlar da petrolden dolayı hep O’nun karyesine yöneleceklerdi.

         -O minberinde, elinde Kur’an, bütün insanlığa, yalnız insanlara değil, cinlere de o “hutbe-i ezeli”yi okuyacaktı. İnananlar mutlu olacak, nurani bir şekle girecek, inanmayanlar ise derece derece esfel-i safiline doğru uzanacaklardı. İnananlar tarikat-ı Muhammedi düsturuyla nefis terbiyesini başarıp Allah’a yönelirken, inanmayanlar Alak suresi 6. ayetin ifadesi ile “Kitap ehlinden ve (Allah’a) ortak koşanlardan olan nankörler, sürekli olarak cehennem ateşindedirler. Onlar halkın en şerlileridir.”

         - Nasıl kainat denilen bu mahluktaki varlıklar; madenler, otlar ve ağaçlar, hayvanlar şeklinde kademeli olarak sıralanıp en parlak meyvesi olarak insan oldu ise, O da yaratılış ağacının en nurani ve en parlak meyvesi olacaktı.

         -O, neşredeceği hakikatlerle zulmetleri nura, geceleri gündüze çevirecek, O’na uyanlar mutlu ve mesut olurken, inanmayanlar o beklenen günde “nolaydı, keşke biz de toprak olsaydık” diyeceklerdi.

         Müsaadenizle kendimle bir muhasebe yapmak istiyorum:

         -Biz bu hayatın neresindeyiz? Onun muhasebesini yapmamız lazım… Her şeyin muhasebesini yapan biz, hayat muhasebemizi yapıyor muyuz yoksa çıkmazda mıyız? Kendimize gelme vaktimizdir.  Çıkmaz sokakları, kendimiz aldatma yollarını bırakma vaktimizdir.  Kaldı ki, tövbenin ve güzelliklere yönelmenin vakti de yok. Kardeşin kardeşi dolandırdığı çağımızda biz bu hayatın neresindeyiz? Bu kutlu doğum haftasında peygamber efendimizi(S.A.V)’i tanımaya ve onun sevgisiyle yanmaya ve kendimizi bulmaya çalışmak en güzelidir. Çevremiz değişmemizin önünde engelse çevremizi değiştirme zamanıdır. Bu iş hatıra, gönüle gelmez, önümüzde ölümün olmadığı bir akıbet var.

         Mevlitle başlamıştık yine onunla noktalayalım:

         “Ya İlahi ol Muhammed hakkıçün /Ol şefaat kanı Ahmet hakkıçün”

         “Ya İlahi saklakıl imanımız / Verelim iman ile ta canımız.” Amin.

         “Sakın terki edebten.”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X