Advert
MÜSLÜMANLIK VE MODERNLİK BİR ARADA OLUR MU?
Nevzat ÜLGER

MÜSLÜMANLIK VE MODERNLİK BİR ARADA OLUR MU?

Bu içerik 1940 kez okundu.

           Bu konu ile ilgili elan söylenmekte olan ve gelecekte de söylenecek çok şey var. Tabi önce bazı konuları satır başları ile belirtmek gerekir.

         Batıda yaşanan modernlikle Batı dışındaki dünyada yaşanan modernlik çok farklıdır öncelikle. Batı’da yaşanan modernlik yapısal (ontolojik) olduğu halde, Batı dışında kalan ülkelerde yaşanan modernlik daha çok yapaydır (formel-kötü kopya).

Modernite kendine 20. yüzyılda zemin hazırlamış ve bunda da kısmen muvaffak olmuş bir ideoloji. Bana göre bu kavram daha çok teolojiktir. Modernizm; hümanizm, sekülerizm, rasyonalizm, pozitivizm ve demokrasi gibi ayaklar üzerine kurulu, egemenliği insana özgü kılan, kurtuluşu dinde değil, yalnız bilimde arayan bir ideoloji ve yaşam biçimidir. Batı uygarlığını esas alır.

Sekülerizm; dini olan bütün değerleri bireysel ve toplumsal hayatın dışına iten, sadece bu dünyayı yaşanabilir kabul edip, öte dünya kavramını reddeden insan merkezci yaşama ve düşünme biçimidir. Rönesans ve aydınlanma dönüşümünden hızını almıştır diyebiliriz.

Bu dönemde bireycilik ve feminizm özellikle öne çıkarılmış, bu ekoller kanalıyla birey toplumsal yaşamdan kopartılarak stres içinde her an intihara veya deviant türü davranışlara uygun problemli bir varlık haline getirilmiştir. Keza feminizm adına kadın aileden kopartılarak nikahlı yaşamın dışında “birlikte olma” anlayışı ile din dışı bir hayat yoluna itilerek kutsallardan uzaklaştırılmış, çocuk yapmaktan soğutulmuş, adeta anlık yaşayan biri olmuştur.

Şehrimize konuşma yapmak üzere getirtilen feminist olduğunu söyleyen bir kadın yazara, yakın bir geçmişte aile hayatını sorduğumda, rahatlıkla evli bir erkeğin tuttuğu ikinci bir evde birlikte yaşadığını, karşı olduğunu söylediği çok eşliliği bizzat yaşadığını anlatmıştır. Sadece dünyalık için bütün aşkın değerleri yok sayan bir anlayış.

Zaten varlıklı-yoksul, asil-sıradan, kadın-erkek, şu etnik yapıdan-bu etnik yapıdan gibi tasnifler aslında bizim yabancısı olduğumuz, tamamen Batı kaynaklı ayırımlardır. Bütünü parçalamak fikri nasıl çok tanrılı anlayışların ürünüyse, bütünü kucaklamak da tevhidi anlayışın ürünüdür.

Birileri hep şunu telkin etti bu topluma: “Toplum değişiyor. Bu nedenle hem Müslüman hem de modern olmak gerekir. Telaşa kapılmadan dengeyi bulmak zorundayız.”

           Düşünce bağlamında olmak kaydıyla; 14. asır özellikle “hümanizma” için uygun koşullar ortaya çıkarmıştır. Bu hareket esas itibariyle 13. asırda başlamış ve genel olarak Fransız devriminde aydınlar arasında popüler olmuş bir akımdır. Din dışı bir medeniyete kaçış olup, dikkatlerini Yunan ve Latin kültürüne çevirmiştir. Mutlak olarak ateizmi savunur. Marks ve Engels gibi savunucuları vardır. Yaratıcıyı düşünmeden insanı tanrı ilan eden felsefik görüşlerden biridir.

         Hümanizm; “İmanını kaybeden bir çağın dini. Sözünü dinletmek isteyen her felsefe bu kaftana bürünmek zorunda kaldı. Marksizm’den egzistansiyalizme kadar Avrupa'nın tüm düşünce akımları hümanist oldu. Kavramdan çok kılıf; kelime değil adeta bukalemun; demokrasi gibi, sosyalizm gibi. Hümanizm Batı dillerini 1850'den sonra fethetmiş. Ama Batı hastası aydınlarımız hemen benimsemiş kelimeyi, onlara göre Yunuslar, Mevlanalar, Hacı Bektaş Veliler su katılmamış birer hümanist. Hadi oradan canım. Dinine bu kadar yabancılaşmış, Batı için adeta sustalı maymun olmak bundan başka nasıl olur acaba? Hümanizm nedir, kimsenin tarife yanaştığı yok.”

         Kendi medeniyetinizin kodları ile değil de, Batı’nın kodları ile düşünmeye ve yaşamaya çalışırsak, kusura bakmayın ama ne Müslüman oluruz ne de modern.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ak Parti İlçelerde Temayül Yoklaması Yaptı
Ak Parti İlçelerde Temayül Yoklaması Yaptı