Advert
SİZ HALA MODERNİST MİSİZ?
Nevzat ÜLGER

SİZ HALA MODERNİST MİSİZ?

Bu içerik 1896 kez okundu.

Batının teknoloji ile ilerlemesini ölçü kabul ederek İslam toplumunu yargılamak doğru bir davranış kabul edilmemelidir. Diğer bir ifade ile yalnız son üç yüz yılı esas alarak medeniyetler arası kıyas yapmak hem doğru değil hem de ahlaki değildir.

Hele Batılıların/batıcıların meşhur “ilerleme-geri kalma” denklemine dayanarak İslam’ı yargılamak hiç ahlaki değildir.

Zaten ilerleme fikri ahlaki değerlerden uzak, yalnız maddi kazanımlara dayanıyorsa ilerlemenin de mutlaka iyi olduğuna kuşku ile bakılır. Modern yaşantımızın hangi yönlerinin iyiye, hangi yönlerinin kötüye değişim manasına geldiğinin tartışılmasının anlamı da budur zaten.

Modern dünya, tarihin hafızalarda yer etmiş en zalim aktörlerinden farklı değildir. Bu nedenle de Kur’ani muhakemenin ışığında, kendi yaşayışımızı sürekli gözden geçirmeye hazır olmalıyız.

Yaklaşık yüz elli-iki yüz yıldır İslam dünyası kendi dışından empoze edilen bir hayatı yaşamaya ve yaşayışın dili ile tartışmaya zorlanıyor. Bunlar arasında toplumu en çok meşgul eden konulardan biri de “siyaset” ve “iktisattır”.

Batıda egemen olan siyasal düzen ya da teorilerin İslam dünyasında kendine yer bulma çabaları sonucu, İslam geleneğinde yerleşik bazı düşünce ve anlayışlar eleştirilere uğramıştır.

Son 180 yıldır İslam dünyasının kendine özgü koşullarında, “İslam eksenli fikri ve teorik” faaliyetlerde bulunmaya çalışan düşünce ve fikir adamlarıyla, “Batı eksenli fikri ve teorik” faaliyetlerde bulunan (modernizme evet diyen) aydınlar aynı topluma hitap ettiler. Toplumun her katmanı da aynı toplumda yaşayan, ama düşünce referansları ayrı olan bu insanları bazen şaşkınlıkla, bazen hayranlıkla okudu, dinledi. Aynı konuda, aynı anda iki zıt düşünceyi hayretle takip etti. İlk dönemlerde ise bu toplumda yaşayan insanların telif eserlerinden değil, tercüme eserlerinden istifade etti. İşe yarar tercümelerin 1960 yılından sonra yapıldığını, ciddi telif eserlerin de 1980 den sonra verilmeye başladığını gördü. Kaldı ki Türkiye’de -ne demekse- karma ekonomiden ayrılarak ihracata dayalı ilerleme ve kalkınma fikri ancak 1983 yılından sonra başlamıştır.

Topluma seslenen insanlardan bir grup için siyaset ve devletin taşınması gereken yerin adil siyaset, adil temsiliyet ve hayırlı idare olmasına karşılık, diğer grup için ise siyasetin ve devletin taşınması gereken yerin çağdaş normlar ve hâkim güçlerden referans almış bir idare olmasıdır.

Bir grup, emaneti ehline vermeyi esas alırken, diğer grup emaneti kendi adamına vermeyi temel mesele olarak anlamıştır.

Bir grup vicdanının sesini dinleyip, ilahi emirlerin dinlenmesine göndermeler yaparken, diğer bir grup, daha çok ve mutlaka modernizmin referans alınmasını öne çıkarmıştır.       

İnsanın yaratılış ve dünyaya gönderilişindeki temel espri kulluktur. Ancak insanın görevlerinden biri de dünyayı güzelleştirmek ve geliştirmektir. Hedef, insanın mutluluğu üzerinden toplumsal huzur ve refah olarak seçilirse dünyayı güzelleştirmek ve geliştirmek esas olur. Ne var ki hedef toplumun bir kısmının mutluluğu için “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” anlayışının hakimiyeti olursa resmin büyük bölümü mutsuz olmakla kalmaz, huzurun hakim olmadığı cinnet halinde bir toplum teşekkül eder.

Günümüzde hem bütün dünyanın hem de bizim ülkemizin en büyük problemi, hedef şaşırtarak gözden uzak tutulmaya çalışılan gelirin adil bölüşümü olmalıdır, hatta öyledir de.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X