Advert
EKONOMİ İNSAN İÇİNDİR
Nevzat ÜLGER

EKONOMİ İNSAN İÇİNDİR

Bu içerik 1876 kez okundu.

Müslümanın hayat tarzının İslami nasslarla, dini zihniyetle yakın bir ilişkisi var. Sonuçta hayat tarzını şekillendiren şey, dinden beslenen zihniyettir. Bu zihniyetin kur’an ve hadislerle tarihte yaşamış olan İslam devletlerinin ve uygulamalarının büyük önemi vardır. Zira bu devletler uygulama esaslarını Kur’an ve Peygamberin uygulamalarından ve takip eden dönemlerdeki tatbikatlardan almıştır. Sözgelimi miri toprak sistemi, toprağın işlenmesi, fütüvvet-ahilik-esnaf teşkilatlarının oluşturulması, alışverişte uyulması gereken kurallar gibi kurumların oluşumunda geçmiş devletlerden yapılmış tevarüsler ilk akla gelenlerdir. Bu özel oluşumlar İslam toplumlarını Batı sistemlerinden ayıran özelliklerdir. İslam toplumları bu güne kadar, Batı mantalitesine göre paradoksal olan birçok konuyu gerçekleştirmiştir. Batı ise bunları hem kıskançlıkla hem de hayranlıkla izlemiştir uzun asırlar boyunca.

“İslami iktisat” sisteminin ana belirleyicisi özel teşebbüstür. Esasen “Sonradan gelenlerin avantajı” iyi kullanılabilinirse, 1400 yılda oluşmuş tecrübe birikiminden, en güzellerini çıkarmak pekâlâ mümkündür. Günümüz toplumlarının çözüm bekleyen bir çok probleminin halledilebilmesi için İslam iktisadına ihtiyaç vardır. Ama halkı Müslüman olan toplumların, son iki yüzyıldır örnek almaları gereken “İslam’ın Toplumsal Anlayışı” yerine, ‘Aydınlanma/pozitivizm’ zihniyetine uymaya çalışmaları, mezkûr toplumları bozulmaya ve geri kalmaya götürmüştür. Çünkü “İslami İktisat”,  adalet fikrini hareket noktası olarak esas alırken, Batı için önemli olan, nasıl olursa olsun gelirin artırılması düşüncesidir. Keza İslam toplumunda harcamanın ölçü ve sınırları belli olduğu halde, modern toplumlarda harcamanın ölçüsü de yoktur.

            Batıda “insan ekonomi içindir” ilkesine karşılık, İslam’da “iktisat insan içindir”.

            İslam İktisadının bu ve benzeri ilkeleri terk edilerek, son olarak bir Cihan Devleti olan Osmanlı İmparatorluğu etkisizleştirilmiş, kapitalizmin etki alanına dâhil edilerek dünyada edilgen bir konuma düşürülmüştür.   .

            Günümüz insanı, yitirdiği cennetin hasretini yürekten duyuyorsa her şeyden önce ideolojileri bırakmalıdır. Rahmetli Cemil Meriç’in tespitiyle, idraklerimize deli gömlekleri giydirmek istemiyorsak, deli gömlekleri mesabesindeki ideolojilerden kurtulmamız şarttır.

            Yaratılışındaki esas hikmet (Zariyat/56) Allah’a kulluk ve insanların mutluluğuna çalışmak olan insanın, önce beşeri ideolojilerin vazgeçilmez olmadığına inanması gerekir.

            Bu anlatımlar ışığında; İslam’a inanan insanın; Allah ile, insanlarla ve diğer varlıklarla ilişkilerini ayarlayan İslami sistemin, varlık, bilgi ve değerler anlayışı ile bu sisteme dayalı bir çerçeve içinde oluşan prensiplere sahip çıkması gerekir.

Bugün halkı Müslüman olan ülkelerin içinde bulunduğu iktisadi durumlarına bakarak, bu geri kalmışlığı İslam’a mal etmek çok yanlış bir anlayış, bilgisizce ve kasıtlı bir yaklaşım, şaşı bir bakıştır.

İslamiyet 7. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar çok parlak bir uygarlık ortaya çıkardığına göre, sorunun kaynağı İslam değildir. Sorunu, söz konusu ülkelerin siyasi yapılarında ve yöneticilerinin İslam’ı nasıl anladıkları konusunda aramak gerekir.

 Ayrıca o ülkedeki iktisat uygulayıcılarının diğer bir ifade ile hükumet edenlerin, adında İslam kelimesinin bulunduğuna takılmadan, bu ülkelerin siyasi yapılarının ve toplumsal uygulamalarının İslam dini ile uyumlu olup olmadıklarına bakılmalıdır. Yalnız gelirin adil dağılımına bakmak bile çok şey anlatır.

İslam bir kültür değil, hayatın tamamını kucaklayan bir sistemdir, düalizmi kabul etmez.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X