YEREL
Giriş Tarihi : 18-05-2020 09:47   Güncelleme : 18-05-2020 09:47

TARIMDAKİ  EN BÜYÜK HATAMIZ PLANSIZLIĞIMIZ

TARIMDAKİ  EN BÜYÜK HATAMIZ PLANSIZLIĞIMIZ

FAİK AKGÜN

Tarım sektörünün duayen isimlerinden Ramazan Yıldırım  tarımda istediğimiz başarıyı yakalayamamızın ana nedenin bu alanla ilgili bir planımız olmamasından kaynakladığını ifade etti

Elazığ'da tarım sektörünün duayen ismi ve gazetemiz köşe yazarı Ramazan Yıldırım ile başlattığımız tarım söyleşilerinin ilk bölümünü geçtiğimiz hafta  yayımlamıştık. Söyleşimiz ilk haftada siz okurlarımızdan büyük bir beğeni toplamıştı. Bugünde tarım söyleşilerimizin ikinci bölümü siz okurlarımızla paylaşıyoruz. Bu hafta Ramazan Yıldırım ile bir ürünün yetiştirilmesinden pazara sunulmasına kadar geçen süreçlerde yapılması ve uyulması gereken kurallar ile çiftçilerin yenilebilir enerji kaynaklarından nasıl mahrum bırakıldığını ve hibrit tohumlarla amaçlanan ne olduğunu  yazdığımız haberimizin detayları 

"YETİŞTİRDİĞİMİZ  BİTKİNİN BÖLGEDEKİ DİĞER BİTKİLERLE VE CANLILARLA  OLAN İLİŞKİSİNİ GÖZLEMLEMELİYİZ"

Yetiştireceğimizi bitki  ve bu bitkinin yetişeceği toprağın bilgilerine hakim olmamız gerektiğini belirten Ramazan yıldırım,"Öncelikle geçen hafta başlattığımız yazı dizimize yoğun ilgi gösteren okurlarımıza teşekkür ettiğimi ve kendilerine minnettar olduğumuzu belirtmek istiyorum. Bu  hafta tarımın fizibilitesini diğer sektörler ile ilgisini açıklamak istiyorum. Dünyadaki  tarım uygulamalarından edindiğimiz tecrübelerle iklimin canlıların tümü üzerinde son derece etkili olduğunu görüyoruz.  Bir bitkinin yetişmesinde iklimin ardından en önemli unsur imkanlardır. Bir bitkiyi toprakta yetiştireceksek  toprağın zenginliğinin ne düzeyde olduğuna dikkat etmemiz gerekiyor.  Şayet toprağı mineraller açısından zenginleştirmek için gübre vereceksek gübrenin içeriğine vakıf olmalıyız.  Bir bitkiyi yetiştirdiğimiz bölgedeki diğer bitkilerle ve canlılarla  olan ilişkisini gözlemlemeliyiz.  Son aşamada ise ektiğimiz yada kendiliğinden yetişmiş olan bitkinin hasadına dikkat etmeliyiz. Hasad edeceğimiz ürünün yılda bir kere yetiştiğini unutmadan ortaya çıkan ürünü bir yıl boyunca değerlendireceğimiz için  ürünlerin muhafaza edileceği  alanlara sahip olmamız gerekmektedir.  Hububat insanlığın şanslı olduğu bir ürün grubudur.  Depolama şartları diğer zirai ürünlere göre daha rahattır.   Hububat ürünleri kapalı ve  nemsiz bir ortamda rahatlıkla muhafaza edilebilmektedir. Depolama alanında ülke olarak iyi bir konumdayız."dedi

 "BU ALANDA ÖNEMLİ BİR KONUMA GELECEĞİMİZİ DÜŞÜNÜYORUM

Lisanslı depoculuğun önemine de dikkat çeken Yıldırım, "Son yıllarda  devletimiz lisanslı depoculuk alanına ciddi yatırım imkanları sunmaktadır.  Bu desteklemelerin yapılmasındaki amaç  birkaç yıl kullanılabilecek ürünü her türlü  durum göz önünde bulundurularak muhafaza altında tutmaktır.  Birkaç yıl üst üst ürün yetiştiremememiz durumunda lisanslı depolarımızdaki ürünler vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamamasını sağlayacaktır.  Son yıllarda bu alanda   yapılan yatırımlarla depolarımızın yeterli bir düzeye geldiğini görüyorum. Ö nümüzdeki gün ve yıllarda verilen desteklerle inşa edilecek depolarımızla  bu alanda önemli bir konuma geleceğimizi düşünüyorum. Umarım bu uygulama diğer ülkelerde de faaliyete geçer. Çünkü biz  gelmiş olduğumuz yüzyıla rağmen dünyada aç insanların olduğunu ve yeteri kadar beslenemediği için insanların hayatını kaybettiğini biliyoruz.   Bu noktada sadece bizim karnımızın doyması ölçü olmamalıdır.  Mazlum  insanların da  hububata ulaşması için yapacak çok şeyimiz olduğunu belirtmek istiyorum."ifadelerini kullandı

"SİZİN  BİR LİRAYA SATTIĞINIZ ÜRÜNÜ BAŞKA BİRİ BEŞ LİRAYA SATIYORSA SİZİN ÜRÜNÜZ PARA ETMEMİŞ DEMEKTİR"

Yetiştirilen ürünleri pazarda yüksek fiyata alıcı bulabilmesi için pazara sunulması noktasında yapılması gerekenleri dile getiren Yıldırım, "Ürünümüzü hasat edip  depolarımıza kaldırdığımızda işimiz bitmiyor.  Ürünümüzün satışını yapabilmemiz için ürünümüzün bir pazarının ve bu ürünümüze bir talebin olması gerekiyor.  Bugün dünyanın her yerinde bu ürünler para ediyor. Ancak  sizin  bir liraya sattığınız ürünü başka biri beş liraya satıyorsasizin ürünüz para etmemiş demektir.  Böylesi bir durumla karşılaşmamak için  ürününüzü maksimum oranda  değerlendirmek zorundasınız.  Bunun gerçekleşmesi için  ürünün yetiştirilmesinden başlayıp pazar arzına  kadar geçen süreçler içerisinde maksimum değer unsurunun  önemsenmesi gerekmektedir.  Ancak mevcut koşullarda bunun gerçekleşmesi zor görünüyor. Çünkü tarımda kişi sayısı  az ve güçsüz durumdadır."dedi

"NASIL Kİ ŞEHİRLERİN TOPOGRAFİK ÖZELİKLERİNİ GÖSTEREN AYRINTILI HARİTALAR VARSA AYNI HARİTANIN TARIM ALANINDA OLUŞTURULMASI GEREKMEKTEDİR"

Tarımda istediğimiz başarıyı sağlayabilmemiz için bu alanla ilgili planlarımız olması gerektiğini belirten Yıldırım, "Bir insan bulunduğu coğrafyanın iklimini, yetiştireceği ürünün özelliklerini ve yetiştirme koşullarını öğrenene kadar ömrü bitiyor.  Bu nedenle devletimizin, tarım ile ilgili kurum ve kuruluşlarımız ile tarım alanında faaliyet gösteren firmalarımızın  tarım haritası oluşturmaları gerekmektedir. Bugün nasıl ki şehirlerin topografik özeliklerini gösteren ayrıntılı haritalar varsa aynı haritanın tarım alanında oluşturulması gerekmektedir. Şehirlerin iklim, lojistik ve olanak haritalarının oluşturması gerekmektedir. Ülkenin hangi bölümünde hangi ürünün yetişme şartlarına sahip olduğunun bilgileri oluşturulmalıdır.  Bu haritalar hayati öneme sahiptir.  Bütün ülkelerin bu tarım haritasını oluşturması gerekmektedir. Bu haritayı bir örnek üzerinden açıklayacak olursak domatesi örnek olarak alabiliriz. Domates bulunduğumuz şartlar içerisinde iyi para eden bir tarım ürünüdür. Ancak bütün ülkenin  biranda domates ekmeye başladığını düşünelim. Böylesi bir durumda o  domates dünyanın en kaliteli domatesi bile olsa da çürümeye ve  ziyan olmaya mahkum olacaktır.  Çiftçilerimiz  bulunduğu koşullar itibariyle bu bilgiye vakıf olması imkansızdır. Bu nedenle bir çiftçimiz domates ekerken binlerce çiftçimizde aynı anda domates ekmektedir. Ancak çiftçilerimizin  biranda binlerce çiftçi ile aynı anda  aynı ürünü ektiklerinden haberi olmuyor. Fakat devletimiz  nerede ne ekildiğinin ne kadar ekildiğini bilgisine rahatlıkla ulaşabilir. Hangi ürünün tohumunun hangi bölgede ne kadar satıldığı yapılacak  küçük bir çalışma ile ortaya konabilir.  Böylelikle çiftçilerimiz zarar etmesi kolaylıkla engellenebilir. Yapılacak bu çalışma ihtiyacımız olan tarım ürünlerinin de ortaya çıkmasını sağlayarak  ihtiyacımız olan ürünlerin yetiştirilmesi için çiftçilerimize destekleme ödemeleri yaparak  bu ürünleri yetiştirir. Tohum firmalarının  hangi bölgede hangi tohumun yetişeceği, gübre firmaları ise hangi bölgede hangi gübrenin kullanılacağı  ile ilgili  bir çalışma yapması gerekmektedir. Bu çalışmalar sonrasında oluşacak tarım bilgi bankası inanın bana tarımda çağ atlamamızı sağlayacaktır. Bu çalışma dünya genelinde yapıldığı takdirde ise dünya tarım bilgi bankası oluşacak ve bu bilgiler  hangi ürünün dünyanın neresinde yetiştiğini gösterecektir.   Veri bankası yoluyla daha ürünlerin hasatları başlamadan eksiğimizi görerek  ihtiyacımız olan ürünü dünyanın herhangi bir yerinden çok makul fiyatlara karşılayabiliriz. Yine bu veri bankası sayesinde dünyadaki hangi ülkenin neye ihtiyacı olduğunu da görerek yetiştirdiğimiz ürünleri ihraç edebiliriz. Aksi durumda şimdi olduğu gibi  plansız bir şekilde ihtiyacımızı hızlı bir şekilde karşılama yoluna gidererek ürünlere bedelinin üstünde para ödemeye devam ederiz.  Bu planlama sayesinde tabiri caizse hangi kuşun hangi çiçeğe konacağını bile biliriz."dedi

"YAPTIĞIMIZ BİR DİĞER YANLIŞ DA TARIMI HAYVANLARDAN AYRI DÜŞÜNMEMİZDİR"

 Hayvancılığın tarımın ayrılmaz parçası olduğunu ancak  bu ikilinin yanlış bir anlayışla ayırmaya çalışıldığını ifade eden Yıldırım, " Tarımda yaptığımız bir diğer yanlış da tarımı hayvanlardan ayrı düşünmemizdir. Ancak tarım ve hayvancılık ayrılmaz bir ikilidir.  Tabiat öyle dengeli ve güzel bir şekilde yaratılmış ki, bugün geldiğimiz koşullar içerisinde bu daha net görülmektedir. Bugün tarımsal atıklar yani posalar yem olmakta hayvansal atıklar ise gübre olarak kullanılmaktadır. Yani birinin artığı diğerini besliyor.  Birinin varlığı diğerinin hayat bulmasını sağlıyor. Dağda otlayan keçi ve koyun budama görevi yapıyor.  Hiç kimseyi ot biçerken göremezsiniz çünkü bu görevi bu hayvanlar yapmaktadır. Hayvanlar bu sayede hayatta kalır. İlahi yaratılışın mükemmelliği doğada gözler önüne serilmektedir. Tabiatın varlığını bizler bozmadığımız sürece tabiat varlığını güçlendirerek devam edecektir. Tabiatın dengesini bozduğumuz oranda tabiat bizden intikam almaktadır.  Bu yaşadığımız hastalıklardan görüyoruz. Hastalandığımız için gittiğimiz doktorlarımız hastalıklar karşısında tecrübe kazandığı ölçüde faydalı oluyor. Tecrübe ise hasta sayısındaki çoklukla ediniliyor.  Tabiat ise biz ona müdahale etmediğimiz dengesini bozmadığım sürece hastalıkları tedavi ediyor. Tabiat kendisine yüce yaradan tarafından verilen görevin gereği olarak  hastalığın oluşacağı bir ortama bile izin vermiyor. Tabiat  tarım ve hayvancılığı doğru yaptığımız ölçüde bize şifa sunuyor." ifadelerini kullandı

"PARAMIZLA YOK OLUŞUMUZU SATIN ALIYORUZ"

Hibrit tohumlarla ilgili olarak da değerlendirmede bulunan Yıldırım, "100 yılın sömürgecilerin yaptığı bir şeydir bu… Ürettikleri  her ürün bir diğerini desteliyor. Bu sayede bizleri  daha fazla kendilerine bağımlı kılıyorlar. Böylelikle onların sömürgesi olan bir hayat sürmek zorunda kalırsınız. Bizim görebildiğimiz maalesef bir buzdağının görünen yüzünün sadece bir yansımasıdır. Hibrit tohumlarda en fazla şikayet edilen unsurlar soy devamsızlığı ve kalitedeki düşüklükler olarak  ifade ediliyor. Bunlar var.  Tohumu yapan adamlar her yıl tohumda onlara bağlı kalmanı istiyor. Tohum alman da yetmiyor. Zamanla ürettiği tohumlar doğaya karışı zayıf düştüğü için  bize  bu kez de gübre ve ilaç satıyor. Tohumların dayanıklı kalabilmesi ve verim alabilmek için bu ürünleri almak zorundayız. Bu tohumlar insanların genetik kalitesinin düşmesine neden oluyor. Bu durum bir yok oluş demektir. Şu anda kendi paramızla ve kendi olanaklarımızla  kendi yok oluşumuzu satın alıyoruz."dedi

"YERLİLİKTEN ZİYADE YERE UYUMU GÖZETMELİYİZ."

Vatandaşların uzun bir süredir bulmamaktan yakındığı yerli tohum ve yerli fide ile  ilgili olarak da  açıklamalarda bulunan Yıldırım, "Yerlilik maalesef hayatın her alanında olduğu gibi tarımda da kalmadı. Küresel dünya artık bir arada…  Artık yerlilikten ziyade yere uyumu gözetmeliyiz. Bu noktada geçmiş neslin iş gören insanlarının bizden daha faydalı olduğunu belirtmek istiyorum. Belki de insanlığımızın kalitesi düştüğü için bu noktaya geldik.  Artık yerlilikte kalmamalıyız.  Bizim bugün Amerika’ya yada Asya’ya gitme olanağımız varsa  Afrika’da tarım yapabilecek olanaklar varsa  bu olanakları kullanalım. Orada bizim için yetişen bir ürün varsa getirelim.  Sadece kaliteyi baz alalım.  Bir şeyler kötü gittiğinde hepimiz kendimizi iyi olan taraftaymış gibi göstermek için çaba sarf ediyoruz. Ancak bugün dünyanın bu kadar kötü olmasında hepimizin payı var. Mantalitemiz ve ahlakımız değişmediği müddetçe de bu böyle devam edecek.  Kedi eskiden uzanamadığı ciğeri pis diyordu. Artık durum o günkü gibi değil. Şimdi o ciğeri kedinin elinden alıp o ciğerin kanını süzüp kediye sen bunun la yaşayacaksın diyorlar." ifadelerini kullandı

"KÖYLERDE YAŞAYAN İNSANLARIMIZIN  KOOPERATİFLEŞEREK  BU ENERJİ TESİSLERİNDE YER ALMALARINI İSTİYORUM"

Yenilenebilir enerji  tesislerinde çiftçilere yer verilmemesi nedeniyle büyük bir üzüntü yaşadığını belirten Yıldırım,"Son yıllarda çok üzüldüğüm bir konuyu dile getirmek istiyorum. Bu konu yenilenebilir enerjide çiftçilerimize yer verilmemesidir.  Enerji her sektörde olduğu gibi  tarımda da çok büyük bir yük haline geldi. Gelişen kültür anlayışının bir sonucu olarak toplum olarak  gececi olduk.  Artık gündüz uyuyup gece çalışıyoruz. Buda enerjinin daha fazla tüketilmesine ve enerjinin daha pahalı olarak yük haline gelmesine neden oluyor. Enerji kaynağı oluşturma noktasında gelişen teknoloji ile birlikte  yenilenebilir  enerji kaynakları ön plana çıkmaya başladı.Ancak köylerde bu imkanı sağlayacak alanlar birileri tarafından parsellendi.  Ben köylerde yaşayan insanlarımızın  kooperatifleşerek  Bu enerji tesislerinde yer almalarını istiyorum. Bu sayede bu  tesislerden sağladıkları enerji ile  korkusuz bir şekilde ve olanaklarında herhangi bir daralmaya gitmeden  işlerinde kullanabilirler. Yine bu sayede kendilerinin olan doğadan elde edilen enerjinin birilerine peşkeş çekilmesinin de önüne geçmelerini çok istiyorum.  Bu güne kadar bu yaşanmadı. Bugünden sonra yapılacak tesislerde yöre halkının ortaklığının aranması  gerektiğini önemle vurgulamak istiyorum. Sözlerimi noktalamadan önce  Korona Virüs nedeniyle kutlayamadığımız çiftçilerimizin günü kutlamak istiyorum. Geçtiğimiz hafta bir ölüm haberi ile de sarsıldık.  Pancarı dirilten, çiftçilerin yüzünün gülmesini sağlayan ve tarımsal varlığımızı ortaya koyan Refah –Yol Hükümeti’nin efsane Tarım Bakanı Musa  Demircihayatını kaybetti. Bakanımıza Allahtan rahmet diliyorum.  Ailesinin sevenlerinin ve tüm çiftçilerimizin başı sağ olsun Allah bakanımızın mekanını cennet etsin. Bütün bakanlarımıza da bu feraseti versin. Versin ki bizleri vedünyanın  bütün mazlum halklarını ezdirmeyecek önlemler alsınlar."diyerek açıklamalarını sonlandırdı