YEREL
Giriş Tarihi : 31-10-2020 08:44   Güncelleme : 31-10-2020 08:44

ELAZIĞ'IN BU OYUNLARINI İLK KEZ DUYACAKSINIZ

ELAZIĞ'IN BU OYUNLARINI İLK KEZ DUYACAKSINIZ

FAİK AKGÜN

Kadim bir kültür şehri olan  Elazığ müzik ve gastronomi alanında kendine has değerleri ile haklı bir gururun sahibi olduğunu hepimiz biliriz. Peki Elazığ'ın yapılan araştırma ve incelemeler neticesi 80'e yakın yöresel oyunu olduğu biliyor muydunuz? Elâzığ'da bir dönem   sürekli bir şekilde oynan bu oyunlar günümüzde her ne kadar unutulmaya yüz tutmuş olsalar da değerlerinden hiç bir şey kaybetmediğini gösterecek potansiyellerini koruyorlar.Artık en eskilerin bile bir kaç tanesini ancak hatırlayabildiği Elazığ oyunlarını sizler için araştırdık işte çoğumuzun ismini ilk kez duyduğu oyunlarımızın detayları...

Elazığ Kültür ve turizm Müdürlüğü tarafından kayıt altına alınan oyunlarımız ile ilgili yapılan bilgilendirmede Elazığ'ın tam 80 yöresel oyuna sahip olduğu ifade ediliyor.  Müdürlük tarafından kayıt altına alınan  oynanma şekilleriyle ve isimleri ile hepinizin ilgisini çekecek oyunlarımızın bir kaçı şu şekilde...

Tamzara: Orjini Harput olan bu oyun, Elazığ dışında bazı illerde "Tanzara" adıyla değişik figürlerle oynanır. Oyun başlangıcında oyuncular türküsünü söyler. En az iki kişi ile oynanır. Kadınlı erkekli de oynanmaktadır. Oyuncular birbirinin küçük parmaklarını tutmak suretiyle oynarlar. Oyundaki hareketler vücudun baş, el ve ayaklara yüklenmektedir. Tatlı sert bir oyundur.

Fatmalı Oyunu: Oyunun orijini Harput'tur. Yurt sathına yayılmış çok yaygın bir oyundur. Bu oyunun "Fatma" ile "Nuri" adlı iki gencin aşklarından doğduğu söylenmektedir. Oyun kızlı-erkekli gruplar halinde oynanır. Eller omuzlardan tutulup daire çizilerek oynanır. Figürleri yedili sekme üzerine kuruludur. Başlangıcında ritmi oldukça ağır olan bu oyun türkü eşliğinde oynanır. Türkü bittiğinde ritim hareketlenir.

Güvercin Oyunu: Harput'un çok eski zamanlarından kalma orijinal bir oyundur. Bu oyunu herkes kolay kolay oynayamaz.  Bu oyun sadece Elazığ yöresinde oynanmaktadır. Oyun yörede 'Horum' veya 'Horun' olarak da bilinir. Oyun en az iki kişi ile oynandığı gibi, grup halinde de kızlı erkekli de oynanır. Oyun bir bölümde küçük parmaklarla tutuşarak diğer bölümde ise serbest oynanır. Oyuncular serbest bölümde kolları açık olarak bazen sırt sırta, bazen de kollar belde sağa sola sekerek oynarlar . Oyuncuların her birinin bir elinde beyaz bir elinde kırmızı mendil bulunur. Oyun figür ve melodi yönüyle oldukça zengindir. Oyundaki figürler güvercinin hareketleriyle özleşir. Hareketlerin yoğunluğu baş, omuz, kol, diz ve ayaklarda toplanmıştır. Türkülü bir oyunumuz olup, türkü oyunun başlangıcında oyuncular tarafından söylenir.

 

Şeve Kırma Oyunu: Harput orijinli bir kadın oyunudur. Erkekler nadir olarak oynarlar. Şeve, kadınların kollarına taktıkları renkli camdan yapılan bir bileziktir. Oyunu oynayan kadınların oyun heyecanıyla dirseklerini yere, sağa sola vurmalarından dolayı birbirlerine çarpan şevelerin kırılmalarından oyuna "Şeve Kırma" adı verilmiştir. Diğer taraftan, oyun genellikle "Isfehan" ve "O Yanı Pembe" türküleri söylenerek oynandığından yörede bu oyun "Isfehan oyunu" olarak da bilinir. Bu oyun yerde ve makatta (sedir) diz çökerek oynanır. Hareketlerin yoğunluğu baş boyun ve kollarda toplanmıştır.

Kılıç - Kalkan Oyunu: Yöremizde güveyi (damat) gezdirilirken iki kişi tarafından oynanan bir erkek oyunudur. Sağ elde dik durumda kılıç, sol elde kalkan tutulur. Oyun yöresel ismiyle bilinen "ezdireşim" melodisiyle başlayıp, "köroğlu" melodisiyle devam eder. Oyunu oynayanların birbirlerine kuvvet ve güç gösterip, üstünlük sağlamaları esasına dayanan sert ve tehlikeli bir oyundur.

Çikçiko Oyunu: Genç kızlar tarafından oynanır. Oynayacak kızlar ayağa kalkarlar. Karşılıklı döndükten sonra dizlerinin üstüne çömelirler. Hem türküsünü söyler hem de, ayağa kalkmaksızın çift ayak da çömeldikleri yerden saksağan gibi üç defa zıplıyarak yer değiştirir durur ve el çalarak türkü söylemeğe devam ederler. Tekrar ayni hareketi yaparak oyuna devam ederler. Ayağa kalkan oyuncular kısa bir dönüşten sonra, tekrar çökerek aynı şekilde hareket ederler.             

Habudiyar Oyunu: Elazığ yöresinde oynanan bir oyundur. İki veya daha fazla kişi tarafından oynanır. Oyuncular sıra halinde, küçük parmaklarıyla tutuşup, kollarını yukarıda tutarak oynarlar.

Bıçak Oyunu (Elazığ Zeybeği): Bu oyunun orjini Harput'tur. Yörede "Elazığ Zeybeği" ve "Sarı Zeybek" olarak da bilinir . Oyunun özünde iki erkeğin bir kız için sahte tavırlarla heyecan yaratan kavgaları anlatılmaktadır. Bu nedenle, oyun iki erkek birde ya kız veya kız kıyafetine sokulmuş diğer bir erkek tarafından oynanır. Erkekler her iki ellerinde tuttukları birer bıçakla oynarlar. Bu bıçaklarla ritme uygun figürler yaparlar. Bıçak aralardan geçer göğse doğru sallanır. Türküsü yoktur.

Kadın oyunları kısmında bahsedilen bıçak oyunun şekil bakımından aynısıdır. Ancak besteler arasında fark vardır.

 Sipahi Oyunu: Bu oyun genellikle kadınlar tarafından oynanan temsili bir oyundur. Bir kadın eline bir değnek sırtına da bir posteki alır, başına pusu sararak saçlarını yüzüne döker. Elindeki sopayı yere vura vura, yüzüne dökülen saçlarını da sağa sola savura savura toplantı yapılan odaya kapıdan girerek ağır ağır yürümeğe başlar. Odadaki seyirciler: "Küçük Sipahi, büyük sipahi!" diye şarkı söylemeye başlarlar.

 Yazma Oyunu: Bir kadın odanın ortasında oturur. Diğer dört kadında oturanın etrafında halkalanıp, ayakta durarak, başının üstüne bir yazma gerer ve arkasından şu türküyü söylerler:

İşledim, işledim verdim şaraba, Şarap içenlerin hâli haraba. İşledim, işledim verdim rakıya, Rakı içenlerin dili şakıyal. Bu sırada, dışarıdan birisi gelir, kapıyı vurur; içerdekiler: (Kimdir?) diye sorarlar. (Alacaklı geldi) diye, cevap verilir. İçeriye almak istemezler; fakat gelen zorla içeri girer, alacağını alamayınca, evvela alacağının beşte birine, karşılık olarak, ayakta duran kızlardan birincisini, sonra ikincisini daha sonra üçüncüsünü, ve en sonrada dördüncüsünü, rehin olarak alıp götürür. Fakat, bu rehineler alacağını karşılamadığı için, alacağının son 1/5 ine karşılık olarak da yazmasının altına saklanan kızı, tutsak eder ve götürüp esir pazarında satar. Bu satılan kız, lâl'mış gibi, hiç konuşmaz, ancak kaş göz işaretiyle cevap verir. Borcunun tamamını almaya, vaad aldıktan sonra, dili çözülüp konuşmaya başlar, aldığı parayı borcuna yatırarak borçtan kurtulur ve kendisini sevip satın alanla evlenmeğe razı ve diğer rehin alınan kızları, esaretten kurtarır.

Arap Oyunu: Güldürü oyunudur. Bu oyun müzik de başkalaşır. Yüzünü is veya boya ile boyamış oyuncu, bacaklarını kırmak, sırtını kamburlaştırmak, gözlerini ve kaslarını oynatmak veya şaşı bakmak suretiyle, yüzünde mimikler oluşturarak oynar.

Yüzük Oyunu: Yörede "Fincan Oyunu" olarak da isimlendirilir. Bir tepsinin içine 7-12 fincan konulur. Bu fincanlardan birinin altına yüzük saklanır, yüzük oynayacaklar iki kısım olurlar. Bir taraf, içinde yüzük saklı tepsiyi getirir, diğer tarafın önüne tutar.

Diğer taraftan birisi, (bu sizlik), (şu sizlik) diyerek birer birer fincanları kaldırmağa başlar. Hangi fincanın altında yüzük bulunursa fincan saklama sırası bulan tarafın olur.

Fincanları alan taraf, yüzüğü fincanlarda birinin altına saklar diğer taraf, fincanlardan ikisini kaldırır. Yüzük bu fincanların altında bulunursa, yüzük saklama bu defa da bulan tarafa geçer.

Bulunmazsa aramağa devam edilir. Ancak, üçüncü fincanda yüzük bulunursa, arayan taraf aleyhine 12 sayı yazılır.

Bu şekilde fincan saklamağa ve aramağa devam edilir.

Oyun, yüz sayı alınıncaya kadar devam eder. Yüz sayıyı kazanan oyunu kazanmış olur.

 Tarla bölme: Birisi yere uzatılır, utanlardan iki kişi karşılıklı tarla olan bu kadını bölmeğe kalkışırlar. Birisi, şu taraf senin; öbürü, bu taraf benim, sulu yerini mi alırsın, kuru yerini mi alırsın? diye paylaşmağa başlarlar. Nihayet aralarında uyuşurlar madem uyuştuk, öyle ise gel taşını seçelim derler. Tarlayı paylaşanlar taş seçiyormuş gibi utuzan kadının etini çimdikliyerek ona azap verirler.

Urum (Rum) Kızı Oyunu: Temsili bir oyundur. Kadınlardan biri erkek elbisesi giyer, diğeri (Urum kızı) olur; İstanbul'dan ve Rumeli'den Anadolu'ya gelen kızlar güzel olduğu için Urum kızı olan, güzeli temsil eder. Diğeri de bu kıza aşık bir oğlan rolünü alır, kız yüzünü örter, oğlan kızın yüzünü görmek ister. Kız kendisini görmeden almasını; oğlan da gördükten sonra almağı arzu eder, karşılıklı türkü söyleyerek konuşurlar.

Karanfil Oyunu: Dört, altı veya sekiz kadın oda ortasında diz çökerek, bir daire yaparlar. Bunların, güzel sesli olmaları gerekir.

Usta-Şagirt Oyunu: Usta kıyafetine giren birisi ayakkabı diker. Diğer birisi de şağirdi olur. Hem ustasına yardım eder hem de gelen giden müşteriye cevap verir. Arada da koşup testiyi alarak dükkana su getirir.

Al Kara Kuşun Yavrusunu Oyunu: Harput'un çok eski zamanlarına ait çok enteresan bir oyundur. Evvela ele bir mendil alınır ve bu mendilden, ehli olanlar uzun kuyruklu ve kulaklı bir fare yaparlar, fare yapılınca iki arkadaş, yere diz çökerek ve diz kapakları birbirine bitişik olduğu halde karşı karşıya otururlar, ellerle müdahele edilmemesi için elleri daima arkalarında birbirine kenetlidir. Mendil, bir tanesinin ağzına verilir. Saz bu oyunun havasını çalmağa başlayınca seyirciler, hem el çırpar, hem de oyunun kendine mahsus nağmesiyle (Al kara kuşun yavrusunu - Ver kara kuşun yavrusunu) temposunu tekrar ederler. Orta yerde oturan oyuncular, oturdukları yerde vücutlarını tempoya uydurarak oynar gibi her iki tarafa sallanmağa başlarlar, sonra ağzında mendil olan oyuncu, mendili karşısındakinin ağzına doğru götürür, sağa sola oynatır, kaçırır, tekrar yakınlaştırır, karşıdaki ise bu avı almak için aynı hareketle hasmına hücum eder.

Ayı Oyunu: Bu oyun iki kişi tarafından oynanır. Koyun postu giydirilmiş kişi, diğeri de elinde değneği ve defi olan ayı oynatanı temsil eder. Ayı oynatan boynuna yular takılı ayıyı def çalarak gezdirir, gezdirirken de oynatır. Oyun oynanırken ayı seyircilere saldırarak onları korkutur. Ayı oynatan bu durumda ayıyı değnekler. Bu arda bazı seyircilerde ayıyı kızdırırlar. Bunu fırsat bilen ayıcı bu vesile ile de seyircileri değnekler.

Kama Oyunu: Oyun iki kadın tarafından oynanır. Kadınlardan biri kız; diğeri erkek kıyafeti giymiş, beli kamalı erkeği tasvir eder.

Kız, odada oturan seyirciler içinde durur. Beli kamalı olan kadın saz çalınca ortaya çıkarak oynamağa başlar. Seyirciler içinde beğendiği kızı kaldırmak ister beğenilen kız, nazlanır. Kalkmamak için direnir oynayan kamasını çekince diğeri de eline sarılarak ayağa kalkar. Karşılıklı türkü söyleyerek serbest figürle oynarlar .

Simsime Oyunu: Simsime oyunu, oyuncularda cesaret ve güven duygularını pekiştirmek yanında deşarj olma ve küskünleri barıştırma gibi sosyal işlevi de olan bir halk oyunuydu.

Simsime oyunu davul-zurna veya davul-klarnet eşliğinde yalnız erkekler tarafından oynanmaktaydı. Oyuncu sayısında sınırlama yoktu. Düğünlerde gençler, fakat daha çok olgun yaştaki hemen tüm erkekler oyuna katılırdı.

Oyun daire veya yarım daire şeklinde oynanır. Bu düzene geçiş müzikle başlar. Oyuncuların yüzleri daire merkezine dönüktür. Dairenin oluşturulması sırasında, erken davranan bir oyuncu müziğin ritmine uyarak, yüzü diğer oyunculara dönük bir durumda, sağdan sola doğru hareket eder. Bu oyuncu ellerini genelde arkasına bağlar, zaman zaman çözer, bazı hareketleri ve mimikleriyle cesaret ve güven duygularını belirtir.