DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Elif Afra YURTTAŞ
Elif Afra YURTTAŞ
Giriş Tarihi : 19-02-2021 12:05

HAYAT RENGARENK: NEDEN ÇOCUKLUĞUMUZA ÖZLEM DUYUYORUZ?

İnsanoğlu sürekli ve sürekli isteyen bir varlık. Yaşadığı anların kıymetini bilmez. Sürekli bir kovalamaca içindedir. Mesela çocukken büyümek ister, yetişkinlerin dünyasının çok daha renkli olduğunu düşünür. Her yeni yaşında küçük zihninde parıldayan o renkli dünyaya bir adım daha yaklaştığı için gözleri mutlulukla parıldar. Ancak büyüdüğünde, hiç de öyle olmadığını görür. Meğer o sıcak ve renkli dünyadan eser yokmuş. Renklerini kaybettiği gibi minik omuzları da yerinde yokmuş artık, iki dağa evrilmiş gibi yetişkinliğin vermiş olduğu nice sorumluluklarla yüklü, ezilip büzülüyor omuzcukları. Ağzı, yetişkinliğin matematiksel hesaplamalarının kekremsi tadıyla bozulmuştur. Ne yaparsa yapsın sorumluluklarından ve ağzındaki kekremsi tattan kurtulamaz. Bu yüzden çocukluğuna özlem duymaya başlar. Çünkü asıl renkli dünyanın orası olduğunu geç de olsa fark etmiştir. Ancak renklerini birer birer yontup kaybettiği için bir daha o sınırsız hayallerle dolu, gökkuşağı misali dünyaya geri dönemez. Ne de olsa o artık büyümüştür.

Yine de durmaz. Elinden kayıp gitmiş olan geçmiş günlerin hasretiyle yanıp tutuşur; "Zamanı geriye alıp da o anlara, o gençlik ve çocukluk dolu günlerime dönebilsem" diyerek dudakları keşkelerle kıpırdanıp durur. Yaşadığı anları kendine özgü renkleriyle boyamayı aklından bile geçirmez, farkına varamadan, taktığı at gözlükleriyle tüm anlarını siyah ve grinin renksizliğiyle görüp amansızca geçmişin peşinden koşup kovalar, durur. Biçare bir şekilde sadece ister ve kendini mutsuzluğun girdabına hapseder.

Oysa giden zamana özlem duyarak hiçbir şey elde edemez. Büyürken kaybettiği renkleri tekrar kazanmak için gayret gösterebilir. Hatta renklerini hiç yitirmeyebilir de. Olduğu anın/dönemin farkındalığıyla soluk, kasvetli bir griye ve kopkoyu bir siyaha kendini mahkum etmek zorunda kalmadan, yaşadığı anları tüm renkleriyle görüp yaşayabilir. Sadece yapması gereken şey; at gözlüğünü çıkarıp öyle bakmak…

 Yaşam, geleceğe doğru akıp giderken sadece olumsuz taraflarıyla bakmak büyük bir haksızlık olur. Gecmişteki güzellikler hâlâ yerli yerinde duruyor. Her şey çocukluktaki gibi aynı: Gökyüzü hâlâ mavi, güneş hâlâ sarı, ağaçlar hâlâ yeşil, çiçekler hâlâ rengarenk… Kediler ve köpekler hâlâ çok sevimli, kuşlar hâlâ neşeyle doğaya şarkılarını söylüyor. Her şey bu kadar aynıyken insan neden geçmişinin ve çocukluluğunun özlemiyle kasıp kavurulmak zorunda kalsın?

Çocuk olmak elbette çok özel bir dönem. İnsanın karakterinin şekillenmesinde büyük bir paya sahip olduğu kadar en masum anılarına da ev sahipliği yapan evre. Belki de masum ve günahsız bir dönem olmasından dolayıdır ki insan için paha biçilemez bir dönem. Insan, çocukluk döneminde ne yaparsa yapsın kendine kızmaz, çünkü o temyiz gücüne sahip olmayan, masum ve sevimli bir çocuktan ibarettir. Ancak büyüdükçe hataları da büyür, pişmanlıkla kavrulsa bile temyiz gücüne sahip olduğu için kendini affetmez, affedemez. Yaptığı yanlışlardan, günahlardan ve en önemlisi de kendinden nefret eder. Bu yüzden çocukluk döneminin saflığına, berraklığına dönmek ister. Halbuki insan hatalarıyla insan olduğunu, onlardan ders çıkarıp kendini affetmeyi öğrendiğinde, diğer dönemlerin de -yaşların da- kendi renkleriyle ne kadar güzel olduğunu görür. Her yaşın ve anın kendine özgü bir rengi var. Doğru renkleri alıp hayatı boyamayı bilmek gerekir. Veyahut doğru gözlüklerle bakmayı bilmek..

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA