DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Elif Afra YURTTAŞ
Elif Afra YURTTAŞ
Giriş Tarihi : 04-03-2021 08:13

HER ÇİÇEK KENDİ KOKUSUYLA GÜZEL!

Sabahın ilk ışıklarında kalkar, doğanın taze nefesini ciğerlerime çekerdim. Parlak güneşin sıcaklığının tenimi yakmasından hayıflansamda mutluydum. Özgürce okuluma gidip gelebiliyordum. Aykırıymış gibi muamele görmüyordum. Kimse beni rahatsız etmeden mahallemde dolaşabiliyordum. Ne bir hakaret iştir ne de bir engel tanırdım. Çünkü evimdeydim; güvende olduğum yerdeydim. Kendi ülkemde, kendi topraklarımdaydım. El değildim ya. Gözümü açıp da filizlendiğim, büyüdüğüm topraklardaydım. Çevremde beni yargılamayan, bana saygı duyan insanlar vardı. Onlar benim insanlarımdı. Tıpkı benim de onların insanı olduğum gibi…

İnsanlarımla bazen dinlerimiz farklı olurdu, bazen dillerimiz farklı olurdu, bazen de ten renklerimiz farklı olurdu. Giyim kuşamımız farklı olurdu. Fakat bu önemli değildi. Önemli olan, tüm farklılıklarımıza rağmen aynı toprakların üzerinde yaşayan insanlar olduğumuzun bilincinde olmamızdı. Birbirimizi incitmeden, hoşgörü içinde yaşamayı bilmemizdi.

 Yaşar Kemal'in de dediği gibi "Dünyɑ onbinlerce çiçekli bir kültür bɑhçesidir; her çiçeğin ɑyrı bir rengi ve kokusu vɑrdır. Bir çiçeğin kopɑrılmɑsı bir rengin, bir kokunun yok olmɑsıdır. Tek dile, tek renge kɑlmış bir dünyɑ hɑpı yutmuştur." Ben de buna yürekten inanıyorum. Çiçekli bir kültür bahçesi olarak bir arada yaşamak bize güzellikten başka ne katabilir ki Yaradan da her birimizi kendine özgü renklerle yarattı. Hiç kimseyi bir başkasından daha üstün veya daha düşük statüde yaratmadı. Her birimize farklı özellikler, farklı renkler bahşetti. Yani her birimiz farklı bir çiçek olarak nitelendirilebiliriz. Fakat yaşamımızın ilerleyen safhalarında ne olacağımız, kim olacağımız seçimini ise bize bıraktı. Güzel kokulu bir çiçek veya zehirli bir sarmaşık, zalim veya adil, dolandırıcı veya güvenilir, riyakâr veya dürüst, merhametli veya canavar… Seçim bizimdi.

Ancak bir zaman dilimi geldi ve bir karabasan çöktü üzerimize. Baharı müjdeleyen, yumuşak huzur dolu olan tarih bir anda, soğuk, buz gibi, tepeden tırnağa buz kesilmemize sebep olan bir tarih oluverdi. Ansızın her şey değişti. Tepetaklak olduk. Yaşanılanların asıl amacı neydi? Kime zarar verilmek isteniyordu? Bu düşmanlık ve vahşet kime karşıydı? Baharın müjdecisi olan bu tarihin kışın dondurucu soğukluğuna dönüşmesinin sebebi neydi? Ruhum üşüyordu. Beynim, düşünme yetilerini yitirmiş gibi sersemlemiştim. Kendi topraklarımda, kendi insanlarım tarafından yabancı kabul ediliyordum. El olmuştum. Özgürce nefes alıp veremiyordum artık. Kendi türümde bir çiçek olmam kabullenilmiyordu, onlar gibi kokan, onların rengine sahip olan bir çiçek olmam isteniyordu. Eskiden bana baharı taptaze çiçeklerinin kokusunu getiren tarih, şimdi ölümü enseme mıhlamıştı. Evimde olmama rağmen evimin yabancısıymışım gibi hissediyordum. Ben kimdim, neydim? Kendimi tanımamı istemiyorlardı. Kendime yabancılaşmamı istiyorlardı. Dinimin şiarı olan hicabımı başımdan alıp beni biçare bırakmak istiyorlardı. Eğitim hakkımı elimden alıyorlardı. Yaşamama izin vermiyorlardı. Ben artık ötekiydim. Kendi topraklarımda özgürce dolaşamıyor, cehalet kokan ağızlardan hakaretler işitiyordum. Şiddetin her türlüsüne maruz kalıyordum. Ne de olsa ben artık ötekiydim. Doğup büyüdüğüm mahallemin çocuğu değildim. Farklılıklarımız artık bize zenginlik vermiyordu, aramıza tutsaklıklar getiriyordu. Ama ben bunu istemiyordum. Sadece eskiden olduğu gibi kendim olmak istiyordum. Bana ait değerlerle kendi ülkemde, kendi evimde yaşamak istiyordum. Ne yazık ki bunlara hiç hakkım yokmuş gibi bana despot bir yaşam tarzı dayatılıyordu. Kendi değerlerimi ayaklar altına atıp ya onlardan biri olacaktım ya da parmaklıklar ardında, soğuk betonların arasında son nefesimi verecektim. Çünkü farklı renklerle, farklı çiçekler olup barış içinde yaşamamıza tahammül edilemiyordu. Aramıza nifak tohumları ekilmişti. Oyun büyüktü ama benim toy aklım bunları algılayamıyordu. Belki de beni en çok yoran ve yıpratan şey de bana psikolojik şiddet uygulayan canavar olmayı seçmiş kişilerdi.

28 Şubat, baharı müjdeleyen tarih, benim taptaze çiçek kokulu baharımı elimden  alıp götürmüştü. Artık baharı müjdeleyen tarih değildi. Canavarlaşmış ürpertici bir tarihten ibaretti. *(not: yazıdaki ben dili; 28 Şubat'ı yaşamış bireylere ithafen kullanılmıştır.)

 

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA