DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Elif Afra YURTTAŞ
Elif Afra YURTTAŞ
Giriş Tarihi : 01-04-2021 08:35

SANAL İNSAN!

Yaşadığımız yer küre, her geçen gün daha fazla tuhaflaşıyor. Ne yemeklerin tadı artık eskisi gibi ne de havanın kokusu… Her şey ama her şey değişiyor. Mesela artık daha bireysel yaşıyoruz. Herbirimiz kendimiz için yaşıyoruz. İçimizdeki sevgi her geçen gün azalıyor gibi. Maddi yönlerimizi fuzuli ihtiyaçlarla doyurdukça manevi boşluğumuz artıyor. Geçenlerde televizyonda gördüğüm bir haber dikkatimi çekti. Maddi durumu kötü olmasına rağmen insanların bütçelerini aşan yeni çıkmış pahalı telefon modellerinden kullandığına dair bir haberdi. Durup düşünmek gerekir. Neden insanlar başka ihtiyaçlarından kısarak, bir şekilde kendilerini ekonomik açıdan zorlayan telefonları alıyorlar? Normal bir akıllı telefonla da pekâlâ ihtiyaçlar karşılanabilir. Ama bu sorunun cevabı ne yazık ki açgözlülüğümüzün, gösteriş sever oluşumuzun ve bağımlılığımızın bir göstergesi. "Danışmanlık kuruluşu Deloitte’un 33 ülkede 53 binden fazla katılımcıyla yaptığı ‘Global Mobil Kullanıcı Araştırması’na göre Türkiye’deki mobil kullanıcılar günde ortalama her 13 dakikada bir cep telefonu ekranına bakmaktan kendini alamıyor." Bu demek oluyor ki telefon hayatımızın merkezine oturmuş. Yine aynı araştırmaya göre gece yataktayken telefonunu en çok kontrol edenler de yine Türkler. Avrupa’da % 40’lar seviyesinde olan bu oran, Türkiye’de % 85’e çıkıyor. Maalesef ki telefonu ayrılmaz bir parçamız haline getirmişiz.

Eskiden bir ailenin tüm fertleri akşamları bir arada oturur sohbet ederdi. Birbirleriyle ilgilenir. Sorunlar varsa birlikte çözmeye çalışırlardı. Ama şimdi herkes kendi dünyasında. Aynı çatı altında aile fertleri birbirinden bihaber yaşıyor. Ailecek bir arada otursalar bile bu sadece bedenen mümkün oluyor. Çünkü her birinin ruhu kafasını gömdüğü akıllı telefonuyla çoktan başka diyarlara seyahat etmiş oluyor. Elbetteki akıllı telefonların, internetin, kısacası teknolojinin hayatımızı birçok yönden kolaylaştırdığı inkar edilemez bir gerçek. Ama işte ölçülü kullanamıyoruz. Mesela yaşadığımız her anı fotoğraflayıp sosyal medyada insanlarla paylaşmadan durmuyoruz. Yediğimizi, içtiğimizi paylaşıyoruz. Kendimize ait olan en özel anlarımızı, mahremimizi paylaşmakta tereddüt etmiyoruz. Her şeyimizi açıkça göz önüne seriyoruz. Tabi görülüp bilinmek istediğimiz ölçüde bunları yapıyoruz. Bazen bunlar, içi karbondioksitle doldurulmuş renkli balonlardan ibaret olabilir. Ne de olsa sanal alem! Üstelik sanki bu, bize verilen bir görevmiş gibi itinayla yerine getiriyoruz. Akıllı telefona nefes kadar ihtiyaç duyar hale geldik.

Sadece akıllı telefon ile de yetinmiyoruz. Sanal dostlar, sanal arkadaşlar, sanal aşklar... Tamamen sanal bir alemde yaşıyoruz. Her şeyimiz o kadar sanal, o kadar suni olmuş ki yediğimiz et bile artık hücrelerden vs. yapay bir şekilde üretilmeye çalışılıyor. Hatta yakın zamanda yapay etten salam üretildiğine ve tüketime sunulduğuna dair söylemler bulunuyor. Vahim bir durum değil mi?

Sanalın insanı duyarsızlaştırdığına dair Daniel Goleman, Sosyal Zeka kitabında şöyle bir ifadeye yer vermiş: "Teknoloji insanı sanal bir gerçekliğin içine çektikçe, onu gerçekten çevresinde olup bitenlere karşı duyarsızlaştırıyor... İnternette geçirilen her saat, dostlar, iş arkadaşları ve aileyle geçirilen zamanı 24 dakika eksiltiyor."

Maalesef ki biz de her gecen gün daha fazla duyarsızlaşıyor ve aramızdaki muhabbeti yitiriyoruz. Her gün internette gördüğümüz vahşet haberlerine "canice, vahşice vs." deyip geçiyoruz. Anlık bir merhamet ve öfkeden öteye gidemiyoruz. Çünkü duyarsızlaşıyoruz. Umuyorum ki bu debdebeli teknoloji ve gösteriş çağında duyarsız bir robot gibi olmayız. Sevgiyi hiç kaybetmeyelim. Sevgiyle kalın.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA